Van’ın en önemli doğal değerlerinden Van Gölü sunduğu imkânlarla kentin sosyal ve kültürel yaşamında daha fazla yer bulmayı bekliyor. Van Gölü çevresinde sosyal, kültürel ve sportif faaliyetlerin artırılması, bisiklet yollarının oluşturulması, ulusal organizasyonların düzenlenmesi gibi öneriler öne çıkarken, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Suvat Parin, gölün kent yaşamının merkezine alınması gerektiğini belirtti. Gölün çevresini yapılaşmaya açmak yerine doğal yapısını koruyarak kentle bütünleştirmek gerektiğini vurguladı.

VAN GÖLÜ KENTİN YAŞAM KÜLTÜRÜNE DAHİL EDİLMELİ
Van Gölü’nün yalnızca doğal güzelliğiyle değil, sunduğu imkânlarla da kent yaşamında daha fazla yer alması gerektiği belirtiliyor. Göl çevresinde yürüyüş ve bisiklet rotalarının oluşturulması, açık hava sporlarının yaygınlaştırılması, kültür ve sanat etkinliklerinin düzenlenmesi gibi çalışmaların hem kent sakinlerinin gölle bağını güçlendireceği hem de Van’ın tanıtımına katkı sunacağı ifade ediliyor. Gölün ulaşım, spor, sağlık ve kültürel faaliyetler açısından değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Suvat Parin, sahil yolunun gölü kent yaşamıyla buluşturan önemli adımlardan biri olduğunu belirtti. Bisiklet yollarının yapılması ve bisiklet turnuvalarının düzenlenmesinin yanı sıra bu organizasyonların ulusal ve uluslararası düzeye taşınmasının Van’ın sahip olduğu doğal zenginliklerin daha geniş kitlelere tanıtılmasına katkı sağlayabileceğine dikkat çekti. Böylece Van Gölü’nün yalnızca uzaktan seyredilen bir manzara olmaktan çıkarak sosyal, kültürel ve sportif faaliyetlerin merkezinde yer alabileceği kaydedildi.

“VAN’IN DOĞAL ZENGİNLİKLERİ DAHA FAZLA TANINMALI”
Van Gölü’nün korunarak kent yaşamına dahil edilmesi gerektiği belirtilirken, göl çevresinde yeni yapılaşmalar yerine sosyal, kültürel ve sportif faaliyetlerin geliştirilmesi öne çıkıyor. Yürüyüş ve bisiklet rotalarının oluşturulması, sportif organizasyonların düzenlenmesi ve göl kıyısındaki etkinliklerin artırılması, doğal yapıyı koruyarak gölle kent sakinleri arasındaki bağı güçlendirecek adımlar arasında gösteriliyor. Van Gölü’nün yanı sıra Erçek, Sığke ve Çaldıran çevresindeki su kaynaklarının da yeterince tanınmadığına dikkat çeken Prof. Dr. Suvat Parin, bu doğal zenginliklerin korunması ve toplumsal farkındalığın artırılması gerektiğini vurguladı. Parin, göl çevresinde yapılaşmayı değil, gölün sunduğu değerlerin sosyal ve kültürel yaşamla bütünleştirilmesini savundu.

“SAHİP OLDUĞUMUZ SU VARLIKLARININ YETERİNCE FARKINDA DEĞİLİZ”
Van Gölü ve çevresindeki su kaynaklarının yalnızca doğal güzellikleriyle değil, kentin kimliği ve toplumsal yaşamı açısından da değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çeken Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Sosyoloji Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Suvat Parin, bu varlıkların tanınması ve korunması için toplumsal farkındalığın artırılmasının önem taşıdığını vurgulayarak sözlerine şöyle başladı. Parin; “Uzun bir süredir kent çalışmaları yapıyorum. Özellikle Van ve bölgenin sosyolojisi üzerine araştırmalar yürütüyorum. Van Gölü ile ilişkim çocukluk yıllarımda başladı ve lise yıllarımda da devam etti. Çocukluk ve gençlik dönemlerimizde gölde yüzmeyi öğrendik, gölün çevresinde piknik yaptık. Daha sonra sosyoloji alanında lisans, yüksek lisans ve doktora eğitimlerimi tamamlayıp kent çalışmalarına yönelince Van Gölü, hem çocukluk ve gençlik anılarımın hem de akademik çalışmalarımın bir parçası olarak ilgimi çekmeye başladı. Van’da yaşayan bir akademisyen ve Vanlı biri olarak, hep aklımda şu sorular vardı. Van Gölü nedir, özellikleri nelerdir ve bizim için ne ifade eder? Aslında Van Gölü’nü tanımlamamız, onun kentimiz ve yaşamımız açısından ne anlama geldiğini ortaya koymamız gerekiyor. Ancak çoğumuz bunun farkında değiliz. Oysa yanı başımızda, yalnızca 10-15 kilometre uzaklaştığımızda Erçek, Sığke ve Çaldıran gibi birçok göl ve su kaynağıyla karşılaşabiliriz. Ne yazık ki sahip olduğumuz bu su varlıklarının yeterince farkında değiliz.” Dedi.

“VAN GÖLÜ MERKEZE ALINMALI”
Van Gölü’nün kent yaşamının merkezinde yer alması gerektiğini vurgulayan Parin, gölün korunmasının yanı sıra sosyal, kültürel ve ekonomik yaşamın da göl odağında şekillendirilmesi gerektiğine dikkat çekerek sözlerine şöyle devam etti: “Van Gölü konusunda farkındalık oluşturmak ve gölü merkeze almak gerekiyor. Van Gölü, paha biçilmez bir ekolojik değer. Bu değeri estetik açıdan ön plana çıkarmalı ve kent yaşamına dahil etmeliyiz. Ulaşımda, sporda, sağlık alanında ve kültürel etkinliklerde gölden yararlanmalı, onu yaşamımızın ayrılmaz bir parçası haline getirmeliyiz. İlk kez bu noktada “göl hakkı” kavramını kullandım. Bu şehirde yapılan her çalışmada, atılan her adımda, hatta bir çivi bile çakılırken Van Gölü merkeze alınmalı. Bunu çok net bir şekilde ifade ediyorum. Gölü merkeze alan, gölle iç içe bir yaşam anlayışı hem Van’a hem de Bitlis’e ve bu kentlerde yaşayan topluma çok önemli değerler katacaktır.” Diye konuştu.

PARİN: GÖLÜN ETRAFINDA BİR YAPILAŞMADAN SÖZ ETMİYORUM
Van Gölü’nün kent yaşamına daha fazla dahil edilmesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Parin, bu yaklaşımın hayata geçirilmesi için gölün korunmasını ve kentsel planlamada temel bir değer olarak ele alınmasını sağlayacak bir anlayışın benimsenmesi gerektiğini vurguladı. Parin; “Gölün çevresinde yeni bir yapılaşmadan söz etmiyorum. Burada asıl anlatmak istediğim, Van Gölü’nü kentle bütünleştirecek, kentin sosyal ve kültürel yaşamının bir parçası haline getirecek çalışmaların yapılmasıdır. Örneğin sahil yolu, bu anlamda atılmış önemli bir adımdır. Bunun yanı sıra göl çevresinde bisiklet yollarının oluşturulması, bisiklet turnuvalarının düzenlenmesi ve bu organizasyonların ulusal ve uluslararası düzeye taşınması, Van Gölü’nü kent yaşamına dahil etmenin somut örnekleridir. Gölün yalnızca manzarasıyla değil, sunduğu imkânlarla da kent yaşamında yer bulması gerekiyor. Göle nazır bir yaşamdan kastım tam olarak budur. “ diye aktardı.

“VAN GÖLÜ’NÜN ÇEVRESİNDE SOSYAL, KÜLTÜREL VE SPORTİF FAALİYETLERİN GELİŞTİRİLMESİNE KATKI SAĞLAYACAK”
Van Gölü’nün kent yaşamıyla bütünleştirilmesi gerektiğini vurgulayan Öğretim Üyesi Parin, göl çevresinde sosyal, kültürel ve sportif faaliyetlerin artırılmasının önemine dikkat çekti. Parin, bu yaklaşımın gölün doğal yapısını koruyarak kent sakinlerinin gölle daha güçlü bir bağ kurmasını sağlayacağını belirterek sözlerini şöyle noktaladı: “Gölle dip dibe olmak ya da gölün çevresini yapılaşmaya açmak değil, gölün varlığını ve sunduğu değerleri kentin yaşam kültürüne dahil etmektir. Van Gölü’nün çevresinde sosyal, kültürel ve sportif faaliyetlerin geliştirilmesi, insanların gölle daha güçlü bir bağ kurmasına katkı sağlayacaktır. Böylece göl, yalnızca uzaktan seyredilen bir doğal güzellik olmaktan çıkarak kent sakinlerinin günlük yaşamında daha fazla yer edinebilir. Nitekim bizden önceki uygarlıklar da Toprak Kale ve Kalecik gibi bölgelerde yaşamlarını sürdürmüş, göle nazır bir yaşam biçimi oluşturmuşlardır. Bu tarihsel deneyim, gölün kent yaşamındaki yerini anlamak açısından da önemlidir. Dolayısıyla benim üzerinde durduğum konu, gölle iç içe bir yapılaşma değil; Van Gölü’nü koruyarak onu kentin sosyal, kültürel ve sportif yaşamıyla bütünleştiren, gölün değerini gelecek kuşaklara da aktarabilecek bir kent anlayışının geliştirilmesidir.” Dedi.





