Günlük yaşamın hemen her alanında kullanılan plastikler, doğaya bırakıldıktan sonra parçalanarak gözle görülmesi zor mikroplastiklere dönüşüyor. Sulara karışan bu parçacıklar, su canlıları tarafından tüketilirken besin zinciri üzerinden daha geniş bir tehdide dönüşebiliyor. Van Gölü’nde yapılan araştırmalar da plastik kirliliğinin yalnızca kıyılardaki atıklardan ibaret olmadığını ortaya koydu. Şehrivan’a açıklamalarda bulunan Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fazıl Şen, hem Van Gölü suyunda hem de inci kefalinin midesinde mikroplastik tespit ettiklerini belirtti.

MİKROPLASTİK İNCİ KEFALİNİN MİDESİNE KADAR ULAŞTI
Plastik kullanımının günlük yaşamın her alanına yayılmasıyla birlikte doğaya bırakılan atıklar da önemli bir çevre sorununa dönüşüyor. Zaman içerisinde parçalanan plastikler, gözle görülmesi oldukça zor mikroplastiklere dönüşerek su kaynaklarına ve canlıların bünyesine kadar ulaşabiliyor. Van Gölü’nde yapılan araştırmalar da bu tehdidin göl ekosistemine kadar ulaştığını ortaya koydu. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Temel Bilimler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fazıl Şen, yaptıkları çalışmalarda hem Van Gölü suyunda hem de inci kefalinin midesinde mikroplastik tespit ettiklerini belirtti. Mikroplastiklerin yalnızca göl suyunda kalmadığını, balıklar tarafından yutularak canlıların bünyesine girebildiğini ifade ederek, bu durumun Van Gölü ekosistemi açısından dikkatle ele alınması gerektiğini söyledi.

VAN GÖLÜ’NDE PLASTİK KİRLİLİĞİ BİRÇOK SU KAYNAĞINDAN DAHA YÜKSEK
Van Gölü’ndeki plastik kirliliğinin boyutuna ilişkin dikkat çeken sonuçlara ulaştıklarını belirten Şen, gölde dünyadaki ve Türkiye’deki birçok su kaynağından çok daha yüksek seviyelerde plastik kirliliği tespit edildiğini ifade etti. Plastik atıkların yalnızca kıyılarda birikmediğini, suya karışarak zaman içerisinde mikroplastiklere dönüşebildiğini kaydetti. Akköprü Deresi gibi akarsulara bırakılan çöplerin yağış ve sel sırasında Van Gölü’ne taşınabileceğini belirten Şen, göle ulaşan plastiklerin zamanla parçalanarak balıkların ve diğer canlıların bünyesine girebildiğini söyledi. Mikroplastik sorununun yalnızca inci kefali üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini dile getirerek farklı denizlerden gelen balıklardan içme sularına kadar plastik kirliliğinin insan yaşamını da ilgilendiren geniş bir sorun haline geldiğine dikkat çekti.

“MİLYARLARCA BALIK SUYA GİREREK ÜREMESİNİ GERÇEKLEŞTİRİYOR”
İnci kefalinin korunması ve sürdürülebilirliği konusunda bilinçli avcılığın önemine dikkat çeken Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Temel Bilimler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fazıl Şen, Van Gölü’ndeki bir diğer önemli tehdidin ise gözle görülmesi zor olan mikroplastik kirliliği olduğunu belirtti. Şen; “İnci kefali, 1990’lı yıllardan itibaren koruma altına alınmaya çalışıldı. Daha önceki yıllarda bizim “mansap” dediğimiz, akarsuların göle bağlandığı kısımlarda avcılık yapılırken, son yıllarda bu avcılık şekli yasaklanarak inci kefali koruma altına alındı. ‘Ne kadar korunuyor?’ derseniz, tabii o kısmı biraz düşündürücü. Yani korunuyor, doğrudur mansaplarda avlanılmıyor.”
BİLİNÇLENME ŞART!
“Ama şöyle düşünün gece yarısı bir köprünün altına giriliyor. Çünkü zaman zaman denetimlere ben de Tarım ve Orman Müdürlüğündeki gençlerle birkaç kez katıldım. Bir köprünün altına giriyorsunuz, orada, yüksekliği 10 santimetreyi bile bulmayan suyun içerisinde balıklar yumurtalarını bırakmak için ilerliyor, insanlar da oradan patır patır balık topluyor. Dolayısıyla bunun için mutlaka halkın bilinçlendirilmesi lazım. Her balığın başına bir asker, polis ya da su ürünleri mühendisi koyamazsınız. Çünkü milyonlarca, milyarlarca balık suya girerek üremesini gerçekleştiriyor ve yumurtalarını bırakıyor. Dolayısıyla bunlar ancak toplumun bilinçlenmesiyle çözülebilecek sorunlar.” diye konuştu.

ŞEN: HEM İNCİ KEFALİNDE HEM DE GÖL SUYUNDA MİKROPLASTİK TESPİT ETTİK
Van Gölü’nde plastik kirliliğinin yalnızca kıyılardaki atıklarla sınırlı olmadığını belirten Prof. Dr. Fazıl Şen, mikroplastiklerin göl suyuna ve inci kefalinin bünyesine kadar ulaştığını dile getirdi. Şen konuşmasına şöyle devam etti; “Son yıllarda ortaya çıkan yeni sorunlardan biri de mikroplastik dediğimiz parçacıklar. Mikroplastikler, 0,5 ila 5 milimetre arasında büyüklüğe sahip, gözle fark edilmesi oldukça zor olan küçük plastik parçacıklarıdır. Plastik, biliyorsunuz, bugün hayatımızın her yerinde var. Giydiklerimizde, kullandığımız ürünlerde ve hatta yediklerimizin içerisine bulaşacak şekilde yaşamımızın bir parçası haline geldi. Biz de bu nedenle gölde mikroplastiklerle ilgili araştırma yapma gereği duyduk ve gençler gerekli çalışmaları gerçekleştirdi. Bu konuda 2-3 yayınımız var. Hem sahildeki plastik çöplerle hem inci kefalinin midesinde mikroplastik bulunmasıyla hem de göl suyundaki mikroplastiklerle ilgili çalışmalar yaptık. Maalesef, yaptığımız çalışmaların tamamında beklemediğimiz, bizim de çok şaşırdığımız seviyelerde mikroplastik çıktı. Hem inci kefalinde hem de göl suyunda mikroplastik tespit ettik.” Dedi.
“VAN GÖLÜ’NDE DÜNYADAKİ VE TÜRKİYE'DEKİ BİRÇOK SU KAYNAĞINDAN YÜKSEK SEVİYELERDE PLASTİK ÇIKTI”
Van Gölü’ndeki plastik kirliliğinin yalnızca çevresel bir sorun olmadığını, canlı yaşamını da doğrudan tehdit ettiğini belirten Prof. Dr. Şen, mikroplastiklerin inci kefalindeki varlığına ilişkin yaptıkları çalışmalarda da dikkat çekici sonuçlara ulaştıklarını ifade etti; “Van Gölü’nde dünyadaki ve Türkiye’deki birçok su kaynaklarından çok daha yüksek seviyelerde plastik kirliliği tespit edildi. Dolayısıyla bunun ciddi tedbirler alınarak önlenmesi gerekiyor. Şöyle bir örnek vereyim, Akköprü Deresi ile ilgili zaman zaman çalışmalarımız oluyor. Gidiyoruz, bakıyoruz, insanlar ellerindeki çöp poşetini, hemen yanında çöp tenekesi olmasına rağmen, alıp dereye atıyor. Bakın, bu aslında göle plastik atmak anlamına geliyor. Çünkü Akköprü Deresi’nde meydana gelebilecek bir sel, bu çöpleri alıp göle taşıyabilir.”

VAN GÖLÜ’NDE HER YÜZDÜĞÜMÜZDE MİKROPLASTİK YUTUYORUZ!
“Bu plastikler gölde zamanla parçalanarak mikroplastik haline geliyor. Bunların parçalanma süresi, plastiğin özelliğine ve çevresel etkilere göre değişiyor. Daha sonra balıklar bu mikroplastikleri yutuyor, sudaki diğer canlılar da bunları bünyelerine alabiliyor. Hatta siz gölde yüzdüğünüzde mikroplastikleri yutuyor olabilirsiniz. Geçenlerde bu konuyla ilgili ders notlarıma ek yapmak istediğim sırada karşılaştığım çalışmalardan birinde, galiba İngiltere’de yapılan bir araştırmada, anne sütünde nanoplastik adı verilen, mikroplastikten de daha küçük plastik parçacıklarının varlığının tespit edildiğini gördüm. Anne sütünde, bakın!” şeklinde konuştu.
ŞEN: İÇTİĞİMİZ SULARDA DA BU MİKROPLASTİK VAR
Mikroplastiklerin yalnızca inci kefali ve Van Gölü ekosistemi açısından değerlendirilmemesi gerektiğine dikkat çeken Şen, plastik kirliliğinin günlük yaşamda tüketilen gıdalardan içme suyuna kadar geniş bir alanda insan sağlığını da ilgilendiren bir sorun haline geldiğini belirterek; “Sadece inci kefaliyle ilgili düşünmeyin. Bunu her açıdan değerlendirmek gerekiyor. Deniz balıklarında da yani farklı denizlerden sofralarımıza gelen balıklarda da mikroplastik riskini düşünmek lazım. Önlem alınmazsa, bu şekilde devam ederse ve bilinçsizlik sürerse maalesef her alanda bununla karşı karşıya kalabiliriz. Düşünün, marketten aldığınız birçok ürünün içerisinde ya da ambalajında plastik var. İçtiğimiz sularda da mikroplastik bulunabiliyor. Bakın, artık çoğumuz çeşme suyu içmiyoruz; herkes şişe suyu veya farklı ambalajlı sular satın alıyor. Dolayısıyla içtiğimiz sularda da bu mikroplastik var.” diye konuştu.




