Van’da bahar aylarının ortalarına yaklaşılmasına rağmen kış koşulları etkisini sürdürmeye devam ediyor. Son haftalarda hava sıcaklıklarının ani düşüş göstermesiyle birlikte güneş yerini kara bırakırken, kent genelinde etkili olan yağış hem günlük yaşamı hem de tarımsal üretimi olumsuz etkiledi. Özellikle iki gün boyunca aralıksız süren kar yağışı, erken çiçek açan meyve ağaçları ile yeni ekilen ürünler için ciddi risk oluşturdu. Gece saatlerinde sıcaklıkların sıfırın altına düşmesiyle birlikte zirai don tehlikesi baş gösterirken, üreticilerde endişe arttı. Van’da son günlerde etkili olan kar yağışının zirai don riskine etkilerini Şehrivan’a değerlendiren Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü Öğretim Üyesi Fikret Yaşar, don riskinin henüz geçmediğini belirtti. Yaşar, özellikle kayısı başta olmak üzere birçok meyve türü için Mayıs ayının ilk haftasına kadar tehlikenin sürdüğünü ifade etti.
Van’da son yılların en sıradışı mevsim geçişlerinden biri yaşanırken Nisan ayının sonlarına doğru gidilirken kentte kar ve yağış sürprizi sürüyor. Uzun süredir mevsimleri kuraklık ve iklim değişikliğinden ciddi manada etkilenmiş şekilde geçiren Van’da bahar başladığından beri kar etkisi aralıksız sürüyor. Havaların iyileşmesinin beklendiği ve baharın gözlendiği süreçte her birkaç günde bir kar yağışı ile karşılaşan Van’da bu durum su kaynakları konusunda mutlu ederken tarımsal faaliyetler konusunda da bazı endişeler yaratıyor. Özellikle de ağaçların çiçek açtığı bir dönemde kar, dolu, yağmurların bir anda etkili olması endişe yaratırken Şehrivan’a konuşan Yaşar, bu anlamda zira don konusunda uyardı.
VAN’DAKİ SERT YAĞIŞLAR MEYVELERE ZARAR VEREBİLİR!
Yaşar, Şehrivan aracılığı ile yaptığı değerlendirmde; “Son iki yıldır özellikle bu mevsimde Türkiye genelinde don olayları yaşanıyor. Geçen yıl da yine Nisan ayının 12’si civarında ülke genelinde ciddi bir don meydana gelmiş, sıcaklıklar -12 dereceye kadar düşmüştü. Bu nedenle çiçeklenme döneminde olan ve yeni meyveye duran birçok türde büyük zarar oluşmuştu. Bu yıl da benzer tarihlerde, 12-13-14 Nisan’da don olayları görüldü. Ancak bu yılki don, geçen yıla kıyasla daha hafif geçti. Türkiye genelinde kar yağışı sonrası bazı bölgelerde don yaşanırken, bazı yerlerde etkisi sınırlı kaldı. Sıcaklıklar genellikle -2 ila -3 derece seviyelerinde ölçüldü. Bu seviyedeki donun zararı, büyük ölçüde süresine bağlıdır. -2 veya -3 derecede kaç saat kalındığı kritik bir faktördür. Eğer bu süre uzun olursa zarar artabilir. Ayrıca bitkinin gelişim evresi de büyük önem taşır. Ağaçların çiçek açıp açmadığı, meyve bağlayıp bağlamadığı ve meyvenin gelişim durumu zararın boyutunu belirler. Yeni oluşmuş küçük meyveler dona karşı daha hassasken, gelişimini ilerletmiş meyveler daha dirençli olur.” Dedi.
YAŞAR: TEHLİKE DEVAM EDİYOR
Van’da don riskin tamamen ortadan kalkmadığın belirten Yaşar şöyle konuştu, “Van bu süreçten çok fazla etkilenmedi. Ancak don riski tamamen geçmiş değil. Özellikle kayısı başta olmak üzere elma, armut, erik ve şeftali gibi türlerde risk devam ediyor. Van’da bazı bölgelerde yetiştirilen Iğdır çeşidi kayısılar, soğuğa karşı daha hassas olduğu için kış döneminde bile zarar görebiliyor. Genel olarak bu tür meyve ağaçlarında don riski, Mayıs ayının ilk haftasının sonuna kadar devam ediyor. Yani yaklaşık olarak Mayıs’ın 4-5’i, hatta bazı yıllarda 6’sına kadar bu tehlike söz konusu olabiliyor. Nitekim geçmiş yıllarda, Mayıs’ın 4’ünde -4 dereceye kadar düşen sıcaklıkların, özellikle açık arazilerde yetiştirilen elma ağaçlarının çiçeklerine ciddi zarar verdiği bilinir. Burada özellikle şehir merkezleri değil, kırsal ve açık arazilerde yapılan üretim dikkate alınmalıdır. Çünkü bu alanlar dona karşı çok daha hassas ve risk altındadır.”
BU AĞAÇLAR ÖZELLİKLE ETKİLENEBİLİR!
“Özellikle ceviz bu konuda oldukça hassas bir türdür. Elma gibi dayanıklı değildir. Ceviz ağacı yapısı gereği soğuğa karşı daha kırılgandır. Hatta ağacın gövdesi ve iletim dokuları bile düşük sıcaklıklardan etkilenebilir. Bu nedenle sadece meyvesi değil, ağacın kendisi de zarar görebilir. Özellikle erken oluşan çiçekler bu dönemlerde soğuktan etkilenebilir. Eğer bu dönemde don yeterince kaldıysa, cevizler zarar görmüş olması muhtemeldir. Kayısıda ise durum nispeten daha iyi olmakla birlikte risk tamamen ortadan kalkmış değildir. Bu süreçte elma, armut, kayısı, badem, ceviz ve şeftali gibi birçok tür don riskine açıktır.” Diye konuştu
“ÇİÇEKLENME DÖNEMİ EN KRİTİK SÜREÇ”
Don zararının sadece sıcaklıkla değil, bitkinin gelişim evresiyle de doğrudan ilişkili olduğunu dile getiren Yaşar, şöyle devam etti, “Geçmişte yaşanan bir örnek bu durumu daha net ortaya koyuyor. Mayıs ayının başında sıcaklıkların -4 dereceye kadar düştüğü ve birkaç gün sürdüğü bir dönemde, elma ağaçları ciddi zarar görmüştür. Oysa elma, soğuğa dayanıklı bir türdür. Buna rağmen zarar görmesinin nedeni, o dönemde çiçeklenme aşamasında olmasıydı. Aynı dönemde kayısı ağaçları ise meyvelerini büyütmüş, yani hassas çiçeklenme evresini geçmiş olduğu için zarar görmemiştir. Bu da gösteriyor ki, bitkinin soğuğa dayanıklılığının yanı sıra içinde bulunduğu gelişim evresi daha belirleyici bir faktördür.”
“CİDDİ ETKİLER OLUŞTURABİLİR!”
“Çiçek dönemi, bitkinin en hassas olduğu dönemdir. Çünkü çiçek açana kadar tomurcuklar oldukça korunaklı bir yapıdadır. Adeta dış etkenlerden izole edilmiş bir ortamda, çanak ve taç yaprakların koruması altındadır. Bu yapı, kışın -10, -15 derece gibi düşük sıcaklıklara karşı bile koruma sağlayabilir. Ancak bu dönemde bitki zaten uykudadır ve metabolik faaliyetler minimum düzeydedir. Ne zaman ki bitki kış uykusundan çıkar ve çiçeklenme başlar, işte o zaman hassasiyet artar. Çiçek, hem düşük hem de yüksek sıcaklıklara karşı oldukça duyarlı bir organdır ve kısa sürede zarar görebilir. Bu nedenle meyvecilikte en kritik dönem, çiçeklenme sürecidir. Bu dönemde yaşanan olumsuz iklim koşulları, özellikle don olayları, verim üzerinde doğrudan ve ciddi etkiler oluşturur.”
“RİSK MAYIS’A AYINA KADAR SÜREBİLİR”
Eskiden üreticilerin belirli takvimlere göre hareket ettiğini hatırlatan Prof. Dr. Fikret Yaşar, iklim değişikliğiyle birlikte bu dengelerin bozulduğunu ve öngörülerin zorlaştığını ifade ederek sözlerine şöyle devam etti, “Türkiye’nin diğer bölgelerinde, çeşidin düşük sıcaklığa dayanımına bağlı olarak zarar gören alanlar oldu. Özellikle sıcaklığın şiddeti ve süresi burada belirleyici oldu. -3 derecenin altına düşen ve bu seviyede uzun süre kalan yerlerde zarar göreme olasılığı daha yüksek. Kayısı ve badem özelinde bakıldığında; bademler bazı bölgelerde bu riskli dönemi büyük ölçüde atlatmış durumda. Çünkü badem ağaçları daha erken çiçek açıyor ve meyveler bir miktar irileştiği için soğuğa karşı daha dirençli hale geliyor. Bu süreçte en büyük risk yine kayısıda görülüyor. Ancak bu yıl kayısıdaki zarar da geçen yıla kıyasla daha düşük seviyede kaldı. Aslında üreticilerin bu tür doğa olaylarına alışması gerekiyor.”
BU GİDİŞAT DEVAM EDERSE OLUMSUZLUK OLUŞABİLİR!
“Eskiden de Nisan ayı, üreticiler için riskli bir dönem olarak bilinirdi. Özellikle “camışkıran” denilen, ani sıcaklık düşüşlerinin yaşandığı bir dönem vardır. Bu dönem genellikle Nisan’ın 17-18’i gibi başlar, bazen Mayıs’ın 5’ine kadar devam eder. Bu nedenle geçmişte üreticiler Mayıs’ın 5’ine kadar toprağa tohum atmaz, planlamalarını bu risklere göre yapardı. Ancak küresel iklim değişikliğiyle birlikte bu dengeler değişti. Artık eski takvim ve öngörüler her zaman tutmuyor. Geçen yıl ile bu yılın benzer tarihlere denk gelmesi bir tesadüf olabilir; bunun her yıl aynı şekilde devam edip etmeyeceği belirsiz. Eğer bu durum düzenli hale gelirse üreticiler buna göre önlem alabilir. Ancak tarihlerde sürekli değişkenlik olması, yani bir yıl 12’sinde, başka bir yıl 20’sinde ya da hiç yaşanmaması, bitkiler açısından daha olumsuz bir durum oluşturur.” şeklinde konuştu
“YANLIŞ GÜBRELEME DON RİSKİNİ ARTIRABİLİR”
Sonbaharda yapılan fosforlu gübrelemenin çiçeklenmeyi erkene çektiğini belirten Yaşar, bunun don riski olan bölgelerde ciddi bir dezavantaj oluşturduğunu söyledi. Yaşar, “Bitkiler, düzenli tekrar eden koşullara karşı zamanla adaptasyon geliştirir. Çiçeklenme dönemlerini geciktirebilir, soğuğa karşı direnç kazanabilir. Ancak düzensiz ve öngörülemez hava koşulları bu adaptasyonu zorlaştırır. Bununla birlikte, dışarıdan müdahalelerle de bazı önlemler alınabiliyor. Örneğin meyvecilikte sonbaharda yapılan gübrelemeler bu süreci etkileyebiliyor. Özellikle fosforlu gübreler, bitkinin çiçeklenmesini daha erkene alıyor ve buda ciddi tehlikeye yol açabilir. Bu konuda farklı görüşler olsa da bunu bizzat kendi araştırma sonuçlarıma dayanarak söylüyorum. Sahada yaptığım gözlemler de bunu doğruluyor.”
GÜBRELEME KONUSUNDA ÖNEMLİ UYARI
“Sonbaharda uygun dozlarda verilen fosforlu gübreler, ilkbaharda ağaçların çiçeklenmesini öne çekiyor. Gübrelemenin faydaları olmakla birlikte, don riski bulunan bölgelerde önemli bir dezavantaj oluşturuyor. Yani çiçek erken açtığı için don olayına rastlaması daha muhtemeldir. Bu yüzden don riski yüksek olan yerlerde, bu tür gübrelemelerden kaçınılması gerekiyor. Sonbahar gübrelemesinin faydası olsa da eğer bu uygulama bitkiyi dona karşı daha savunmasız hale getiriyorsa, o faydadan vazgeçmek ve bitkiyi korumak daha doğru bir yaklaşım olur.”
DONLA MÜCADELEDE ÖNLEM ALINMALI
Don tehlikesinin henüz geçmediğini vurgulayan Yaşar, son olarak alına bilecek önemleri şöyle açıkladı: “Öte yandan don tehlikesi henüz tamamen geçmiş değil. Özellikle çiçeklenme döneminde, Mayıs’ın 4-5’ine kadar bu risk devam ediyor. Bu nedenle üreticilerin hava durumunu dikkatle takip etmeleri büyük önem taşıyor. Don uyarısı yapılan günlerde bazı önlemler alınabilir. Bu önlemlerden biri, bahçede duman oluşturmaktır. Bunun için çeşitli materyaller yakılarak duman elde edilir. Özellikle rüzgârın geldiği yönden yakılan ateşle dumanın bahçe içerisine yayılması sağlanır. Amaç, duman tabakası oluşturarak don oluşumunu engellemektir. Bir diğer yöntem ise suyla yapılan uygulamadır. Özelikle Hollanda’da yapılan bir tekniktir. İlaçlama makinelerin içerisine ilaç yerine su konularak, basınçlı şekilde sisleme yapılır ve ağaçların üzerine püskürtme yapılır. Su zerrecikleri çiçek ve meyve gözlerinin üzerine tutunur ve düşük sıcaklıkta hızla donar. Oluşan bu ince buz tabakası, bitkiyi dış etkenlere karşı koruyan bir kalkan görevi görür. Güneşin çıkmasıyla birlikte buz erir ve bitki zarar görmeden kurtarılır. Bu yöntem, özellikle Avrupa’da uzun süredir uygulanıyor.”
HANGİ ÖNLEMLER ALINMALI?
“Geçtiğimiz yıl Türkiye’de de bu yöntemi kullanan üreticiler oldu ve nispeten olumlu sonuçlar alındı. Ancak geçen yıl yaşanan ve sıcaklıkların -12 dereceye kadar düştüğü durumlarda bu tür önlemler de yetersiz kalıyor. Çünkü -12 derece gibi aşırı düşük sıcaklıklarda, bitki henüz uyanmamış olsa bile ciddi zarar görüyor ve bunu engellemek neredeyse mümkün olmuyor. Buna karşılık -2, -3, -4 derece seviyelerinde bu yöntemler oldukça etkili olabiliyor. Bu sıcaklıklarda gerekli önlemler alınırsa ürünleri korumak mümkün. Bu nedenle üreticilerin bu süreçlerde dikkatli olmaları büyük önem taşıyor. Donla mücadelede kullanılan yöntemlerden biri de hava sirkülasyonudur. Zor bir yöntemdir. Özellikle büyük bahçelerde direklere yerleştirilen pervanelerle hava hareketi sağlanır. Bu sistem, Çukurova bölgesindeki narenciye bahçelerinde yaygın olarak kullanılıyor. Hava sirkülasyonu sayesinde soğuk hava kütlesi bahçe içinde çöküp kalmaz ve don oluşumu zorlaşır. Bu da bitkilerin korunmasına katkı sağlar.” Dedi





