Deveboynu resmen koruma altına alındı… 30 Ağustos 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı’yla Van’ın Gevaş ve Bitlis’in Tatvan ilçeleri sınırındaki alan, “Van Gölü Deveboynu Yarımadası Millî Parkı” adıyla koruma altına alındı. Yarımada; sarp kayalıklar, gizli koylar, kıyı habitatları ve zengin bitki örtüsüyle öne çıkıyor. Akademik çalışmalarda alanda yüzlerce bitki taksonu, onlarca endemik tür kaydedildi. İnköy, Altınsaç ve çevresindeki koylara karayoluyla ulaşımın sınırlı olması, bölgeyi uzun süre el değmemiş bıraktı. Aynı hatta Akdamar’ın yanı sıra Altınsaç’taki Saint Thomas Manastırı gibi tarihi yapılar da duruyor. Kısaca Deveboynu, yalnızca bir manzara değil; göl, yaban hayatı ve tarihsel mirasın iç içe geçtiği hassas bir coğrafya. Bu coğrafya şimdi resmi koruma statüsü kazandı. “Van Gölü Deveboynu Yarımadası Millî Parkı” ilan edildi. Kararla birlikte sınır haritası ve koordinat listesi de yayımlandı. Alan, Türkiye’nin 54. millî parkı oldu. Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, kararı duyurmasının ardında TÜRÇEP Genel Sekreteri Ali Kalçık, konuya ilişkin Şehrivan’a konuştu.

BAKAN YUMAKLI: VANIMIZA HAYIRLI OLSUN…
Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, kararı şöyle duyurdu:“Van Gölü’nün turkuaz koyları, el değmemiş doğası, zengin yaban hayatı ve bin yıllık tarihi mirasıyla eşsiz güzelliklere ev sahipliği yapan Deveboynu Yarımadası’nı koruma altına aldık. Terörsüz Türkiye hedefimizle bu kadim coğrafyanın sahip olduğu eşsiz değerleri daha güçlü şekilde gün yüzüne çıkaracak, bölgemizin ekoturizm potansiyelini artıracağız. Vanımıza, Bitlisimize ve ülkemize hayırlı olsun.”

“KESİN KORUNACAK HASSAS ALAN STATÜSÜYLE DE GÜVENCEYE ALINMALI”
Karar, resmi açıklamalarda hem koruma hem ekoturizm hedefiyle birlikte anıldı. Ancak Türkiye Çevre Platformu (TÜRÇEP) Genel Sekreteri Ali Kalçık, statü kazanmanın tek başına yeterli olmadığını savundu. Kalçık, Deveboynu’nun millî park ilan edilmesini önemli bulduklarını; fakat bir alanın koruma statüsü almasıyla gerçekten korunmasının aynı şey olmadığını belirtti. Kazanımın, yapılacak tesisler ve turizm geliriyle değil; doğanın, tarihsel mirasın ve canlı yaşamının ne ölçüde güvenceye alınacağıyla ölçülmesi gerektiğini söyledi. Kalçık, yarımadanın ekolojik hassasiyeti nedeniyle yalnızca millî park statüsüyle yetinilmemesini, bilimsel değerlendirmeyle sınırları belirlenerek “Kesin Korunacak Hassas Alan” statüsüyle de güvenceye alınmasını istedi.

“MİLLÎ PARK, YAPILAŞMANIN GEREKÇESİ OLMASIN”
Kalçık, koruma kararlarının turizm ve kontrollü kullanım gerekçesiyle yapılaşmanın önünü açmaması gerektiğini vurguladı. Alanın sarp ve kırılgan yapısının ağır müdahalelere karşı dikkat gerektirdiğini; kârı yaşamın önüne koyan anlayış için dağın sarplığının engel sayılmadığını ifade etti. Bu kaygının somut gerekçelerle dile getirildiği belirtiliyor. Kalçık, İnköy’den Erciş’in Karatavuk Köyü’ne uzanan Van Gölü kıyılarında gözlenen tahribat ve erişim engellerinin, Deveboynu için neden daha güçlü güvence istediklerini açıkladığını kaydetti. Kamu kurumlarının veya ekonomik gücü olanların kullanımındaki alanların da aynı denetime tabi tutulması gerektiğini; Kıyı Kanunu varken kıyı işgalleri sürüyorsa meselenin yalnızca yasa eksikliği değil, yasanın kime ve nasıl uygulandığı olduğunu söyledi.

KALÇIK: KIYI ONARILSIN, KİLİSE KORUNSUN, ENVANTER ÇIKARILSIN
Açıklamada, İnköy çevresindeki yol çalışmaları sırasında çıkan malzemenin sahile bırakıldığına ilişkin gözlemlerin araştırılması istendi. Yeni projeler konuşulmadan önce mevcut tahribatın belgelenmesi, sorumlulukların belirlenmesi ve zarar görmüş kıyıların bilimsel yöntemlerle onarılması talep edildi. “Turizme kazandırıyoruz” denilerek otel, iskele ve otoparklarla çevrilen bir kıyının korunmuş sayılamayacağı belirtildi. Uyarıları tarihsel mirası da kapsıyor. Kalçık, Altınsaç’taki Saint Thomas Kilisesi’nde gördüğü tahribatın acil müdahale gerektirdiğini; yapıdaki hasarlar, yıkıntılar ve içeride biriken hayvan dışkısının yanı sıra definecilik ve kaçak kazı izlerinin araştırılması gerektiğini söyledi. Kilisenin millî park sınırlarıyla ilişkisi ne olursa olsun uzman incelemesi, güvenlik ve koruma çalışmalarının gecikmemesi gerektiğini kaydetti. Açıklamada ayrıca orman varlığı, endemik türler ve diğer canlılar için bilimsel envanter hazırlanması; mevcut doğal ormanların korunması; bozulmuş alanların yenilenmesi; doğal bozkırların ve kıyı habitatlarının boş arazi sayılmaması istendi.

“KORUMANIN BAŞARISI TABELADA DEĞİL”
Kalçık, Van Gölü’nün bir bölümünü korumanın bütün havzanın sorunlarını çözmeyeceğini; kıyı işgalleri, atık su, hafriyat ve yanlış su kullanımıyla birlikte mücadele edilmesi gerektiğini belirtti. Kalçık, yönetim planı, bütçe, izinler ve denetim sonuçlarının kamuoyuna açıklanmasını; yerel halkın, bilim insanlarının ve ekoloji örgütlerinin karar süreçlerine katılmasını talep etti. Kalçık’ın özetiyle, bir alanın “millî” olması onu ekonomik çıkarlara ayırmak değil; doğasını ve geçmişten kalan kimliklerini koruma sorumluluğunu üstlenmektir. Korumanın başarısı tabelada değil; kurtarılan tarihî yapıda, onarılan kıyıda ve yaşamını sürdürebilen canlılarda görülmelidir.




