ABD’nin İran’a yönelik olası bir askeri harekâtı, yalnızca Tahran’ı değil, Ortadoğu’nun tamamını ve küresel dengeleri etkileyebilecek sonuçlar doğurabilir. Peki, ABD İran’a saldırırsa ne olur? BBC'nin haberine göre; olası senaryolar, sınırlı ve “cerrahi” bir operasyon ihtimalinden bölgesel savaşa ve uzun süreli kaosa kadar uzanıyor.

1. SINIRLI, HEDEFLİ SALDIRILAR VE REJİMİN ÇÖKMESİ

En iyimser senaryoya göre ABD hava ve deniz kuvvetleri, İran Devrim Muhafızları Ordusu (IRGC), ona bağlı paramiliter Besic güçleri, balistik füze üsleri ve İran’ın nükleer programını hedef alan sınırlı ve hassas saldırılar düzenleyebilir. Sivil kayıpların minimumda tutulduğu bu senaryoda, zaten zayıflamış olan rejimin devrilmesi ve İran’ın zamanla gerçek bir demokrasiye geçmesi öngörülür. Ancak bu senaryo son derece iyimser.

2. REJİM AYAKTA KALIR, POLİTİKALARINI YUMUŞATIR

Bu ihtimal, “Venezuela modeli” olarak tanımlanıyor. Buna göre ABD’nin hızlı ve sert askeri müdahalesi rejimi devirmeden bırakır ancak Tahran yönetimi politikalarını yumuşatmak zorunda kalır.

Bu durumda İran İslam Cumhuriyeti varlığını sürdürür ancak bölgedeki silahlı gruplara verdiği desteği sınırlandırır, nükleer ve balistik füze programlarını askıya alır ya da ciddi biçimde kısıtlar ve iç protestolara yönelik baskıyı azaltır. Yine de İran yönetiminin 47 yıldır değişime direnmiş olması, bu senaryonun da düşük ihtimalli görülmesine neden oluyor.

3. REJİM ÇÖKER, ASKERİ YÖNETİM GELİR

Pek çok uzmana göre en olası senaryo bu. Rejim toplumun geniş kesimleri nezdinde popülerliğini yitirmiş olsa da, mevcut düzeni korumaktan çıkar sağlayan güçlü ve yaygın bir güvenlik aygıtı bulunuyor.

Geçmiş protesto dalgalarının rejimi devirememesinin temel nedeni, güvenlik güçlerinden kayda değer bir kopuş yaşanmaması ve iktidarın sınırsız şiddet kullanmaya hazır olması olarak görülüyor. ABD saldırısı sonrası oluşacak kaos ortamında, ülkenin Devrim Muhafızları ağırlıklı sert bir askeri yönetim tarafından kontrol altına alınması ihtimali güçlü kabul ediliyor.

4. İRAN ABD ÜSLERİNE VE KOMŞULARINA SALDIRIR

İran yönetimi, olası bir ABD saldırısına karşılık vereceğini açıkça ilan ederek “parmağımız tetikte” mesajı verdi. İran’ın ABD donanması ve hava kuvvetleriyle baş edebilecek güçte olmadığı bilinse de, balistik füzeler ve insansız hava araçlarıyla karşılık verebileceği değerlendiriliyor.

Körfez’de Bahreyn ve Katar başta olmak üzere ABD üsleri bulunurken, İran’ın ABD saldırısına destek verdiğini düşündüğü Ürdün gibi ülkelerin kritik altyapılarını da hedef alabileceği belirtiliyor. 2019’da Suudi Aramco tesislerine yönelik füze ve drone saldırısı, Körfez ülkelerinin bu tür saldırılara ne kadar açık olduğunu göstermişti.

5. HÜRMÜZ BOĞAZI’NA MAYIN DÖŞENİR

Bu senaryo, küresel ticaret ve enerji piyasaları açısından en kritik başlıklardan biri. İran-Irak Savaşı sırasında İran’ın Körfez’de deniz mayınları kullandığı ve uluslararası güçlerin bu mayınları temizlemek zorunda kaldığı hatırlatılıyor.

İran ile Umman arasındaki Hürmüz Boğazı, dünyanın en önemli enerji geçitlerinden biri. Küresel sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) ticaretinin yaklaşık yüzde 20’si ve petrol ile petrol ürünlerinin yüzde 20-25’i bu boğazdan geçiyor. İran’ın kısa sürede deniz mayını döşeyebilecek kapasiteye sahip olduğu ve bunun petrol fiyatlarını küresel ölçekte sarsabileceği vurgulanıyor.

6. İRAN BİR ABD SAVAŞ GEMİSİNİ BATIRIR

Düşük ihtimalli ancak en çarpıcı senaryolardan biri de bu. ABD donanmasında görev yapan bir kaptanın ifadesine göre, İran’dan kaynaklanan en büyük tehdit “sürü saldırısı” olarak görülüyor. Bu taktik, çok sayıda patlayıcı yüklü drone ve hızlı torpido botunun aynı anda hedefe yönelmesi anlamına geliyor.

Devrim Muhafızları Donanması, klasik donanma anlayışı yerine asimetrik savaş yöntemlerine odaklanmış durumda. Böyle bir saldırının bir ABD savaş gemisini batırması ve mürettebattan esir alınması, Washington için büyük bir prestij kaybı anlamına gelir. USS Cole’un 2000 yılında El Kaide saldırısıyla ağır hasar alması ve 1987’de USS Stark’ın vurulması bu riskin geçmiş örnekleri olarak hatırlatılıyor.

7. REJİM ÇÖKER, ÜLKE KAOSA SÜRÜKLENİR

Bölge ülkelerinin en fazla kaygı duyduğu senaryo bu. İran’da bir iç savaş ihtimali, Suriye, Yemen ve Libya örneklerinde olduğu gibi uzun süreli bir istikrarsızlığa yol açabilir. Ayrıca Kürtler, Beluçlar ve diğer etnik gruplar arasında silahlı çatışmaların patlak vermesi riski de bulunuyor.

İsrail başta olmak üzere birçok ülke İran İslam Cumhuriyeti’nin zayıflamasını memnuniyetle karşılasa da, 93 milyonluk nüfusuyla Ortadoğu’nun en kalabalık ülkelerinden birinin kaosa sürüklenmesi, büyük bir insani ve mülteci krizini tetikleyebilir.

En büyük tehlike, ABD’nin İran sınırlarına bu kadar büyük bir askeri güç yığdıktan sonra geri adım atmamasının bir “itibar” meselesine dönüşmesi. Böyle bir durumda, net bir hedefi ve çıkış stratejisi olmayan bir savaşın başlaması ve sonuçlarının öngörülemez hale gelmesi ihtimali giderek artıyor.