Van’da uzun süredir etkisini sürdüren kuraklığın ardından bu yıl artan yağışlar, tarım açısından hem sevindirici hem de dikkatle yönetilmesi gereken bir süreci beraberinde getirdi. Kış aylarında özellikle kar yağışının beklenen seviyelere ulaşmasıyla birlikte baraj doluluk oranları yükselirken, yeraltı su kaynaklarının yeniden beslenmesi bölge için önemli bir kazanım olarak öne çıktı. Yağışlarla birlikte toprağın su ve oksijen bakımından zenginleşmesi, bitki gelişimi için elverişli bir ortam oluştururken, bu durum doğru tarım uygulamalarıyla birleştiğinde verimde ciddi artış potansiyeli sunuyor.

VAN’DAKİ YAĞIŞLAR SEVİNDİRİYOR AMA…
Kentte son zamanlarda artan yağışlar mutlu etse de uzmanlara göre yağışların fazlası da en az kuraklık kadar risk barındırıyor. Özellikle tarlalarda oluşan su birikintileri, bitki köklerinde oksijen yetersizliğine yol açarak “fizyolojik kuraklık” olarak adlandırılan bir durumu ortaya çıkarabiliyor. Bu durum bitkilerin gelişimini durdururken, kök çürümelerine ve ürün kaybına kadar giden ciddi sorunlara neden olabiliyor. Ayrıca düzensiz yağış rejimleri, ani seller ve aşırı su yükü hem ekili alanları hem de uzun yıllarda yetiştirilen ağaçları tehdit edebiliyor. Tarımın doğrudan ekolojik dengeye bağlı olduğunu belirten akademisyenler, yağışın doğru zamanda ve dengeli şekilde gerçekleşmesinin kritik olduğuna dikkat çekiyor. Bu yıl oluşan avantajlı koşulların verime dönüşebilmesi için tarlalarda biriken suyun zamanında tahliye edilmesi ve bitkilerin ihtiyaç duyduğu dengeli beslenmenin sağlanması gerektiği vurgulanıyor.

YAŞAR’DAN YAĞIŞLAR İLE İLGİLİ ÖNEMLİ AÇIKLAMALAR
Yağışların tarım üzerindeki etkine ilişkin Şehrivan’a değerlendirmelerde bulunan Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fikret Yaşar, yağışların tarım üzerindeki etkilerini ve bu yılın beraberinde getirdiği fırsat ile riskleri şu sözlerle anlattı: “Yağışların tarım üzerindeki etkisi çok fazla olur tabi. Tarım dediğimiz bitkisel ve hayvansal üretim, bunlar canlı materyallerdir. Canlı materyaller doğrudan ekolojiyle ilişkilidir. Ekolojide meydana gelen her değişiklik, canlı sistemleri etkiler ve dönüştürür. Dolayısıyla iklimde, sıcaklıkta, yağışta ya da çevresel koşullarda yaşanan her farklılık, tarımsal üretimi kaçınılmaz olarak etkiler.”

“DIŞARIDAN MÜDAHALE EKOSİSTEMİ BOZUYOR”
“Canlı sistemler kendilerini uzun yılların ortalamasına göre ayarlamıştır. Yani bir bölgenin ortalama sıcaklığı, ışık süresi ve yağış düzeni neyse, o bölgede yaşayan bitki ve hayvan türleri de bu ortalamalara göre uyum sağlamıştır. Bu nedenle her ekosistemin kendine özgü bitki örtüsü ve canlı türleri vardır. Örneğin çöl bitkileri burada yetişmez, burada yetişen bitkiler de çölde yaşayamaz. Çünkü her ekoloji kendi canlı türlerini oluşturur ve korur. Ekolojiler de aslında birer canlı sistem gibidir. Her canlının temel amacı nasıl ki yaşamını sürdürmekse, ekosistemlerin de temel amacı kendini devam ettirmektir. Ancak bu sisteme dışarıdan müdahale edildiğinde ve denge bozulduğunda, özellikle bu müdahaleyi yapan varlık o ekosisteme bağımlıysa, ekosistem o varlığı cezalandır.”
İNSAN KAYNAKLI BOZULMALAR ARTTI!
“Bugün dünyada yaşadığımız atmosfer ve çevre sistemi, insan faaliyetleri nedeniyle ciddi şekilde etkileniyor. Sanayi faaliyetleri, fosil yakıt kullanımı ve çeşitli gaz salınımları atmosferi kirletiyor ve ekolojik dengeyi bozuyor. Bunun sonucunda da doğa, bir anlamda bu bozulmaya tepki veriyor. Küresel ısınma, kuraklık, düzensiz yağış rejimleri, ani seller ve çeşitli doğal afetler bu tepkinin bir sonucu olarak ortaya çıkıyor. Bu süreçte yaşanan felaketler yalnızca insanları değil, tarımsal üretimi de doğrudan etkiliyor. Seller insanların hayatını tehdit ederken aynı zamanda ekili alanları yok ediyor, kuraklık ise bitkisel üretimi azaltıyor. Sonuç olarak ekolojik dengenin bozulması, hem insan yaşamını hem de tarımın sürdürülebilirliğini ciddi biçimde tehlikeye atıyor.” diye konuştu

“AŞIRI SU BİRİKİNTİSİ FİZYOLOJİK KURAKLIĞA NEDEN OLUR”
Kuraklık dönemlerinde bitki verimliliğinin düştüğünü belirten Prof. Dr. Fikret Yaşar, su fazlalığının yarattığı sorunu şu sözlerle açıkladı: “Kuraklık dönemlerinde bitki verimliliğinin düştüğünü belirten Yaşar, şöyle devam etti: “Kuraklık dönemlerinde bitkiler yeterli suya ulaşamazsa ve su alamadıkları için de hayati faaliyetlerini sürdüremez ise, gelişimleri durur ve verim düşer. Ancak yalnızca kuraklık değil, aşırı yağış da tarım açısından ciddi bir sorundur. Bu yıl olduğu gibi yağışların fazla olduğu dönemlerde, tarlalarda su birikintileri oluşur. Buğday, arpa gibi hububat bitkileri uzun süre suyun içinde kaldığında kökleri havasız kalır ve kök çürümeleri meydana gelir.”
“AŞIRI YAĞIŞ DA KURAKLIK KADAR TEHLİKELİ”
“Hatta altını özellikle çizmek isterim: Kökleri suyun içinde kalan bir bitki aslında kuraklık yaşar. Biz buna fizyolojik kuraklık diyoruz. Çünkü toprak tamamen suyla dolduğunda, toprakta bulunan oksijen dışarı atılır ve köklerin bulunduğu ortam oksijensiz hale gelir. Oksijen olmadığı için bitki kökleri suyu topraktan alamaz. Su ortamda vardır, ancak bitki bu sudan faydalanamaz. Bu durumda bitki gelişemez, kökler oksijensizlik nedeniyle çürümeye başlar. Önce yapraklarda sararma görülür, ardından bitki tamamen ölür. Yani aşırı yağış da en az kuraklık kadar, hatta bazı durumlarda daha fazla zarar verebilir.” İfadelerini kullandı.

“AKAN SU DEĞİL, BİRİKEN SU ZARARLIDIR”
Tarlalarda ve bahçelerde biriken suyun bitki sağlığı üzerindeki yıkıcı etkisine değinen Yaşar, şöyle devam etti, “Bu risk yalnızca ekili ürünler için değil, ağaçlar için de geçerlidir. 15–20 yıllık büyük ağaçların bile dibinde su birikmesi, eğer bu su iki gün gibi kısa bir süre bile kalırsa, ağaca zarar verebilir. Burada özellikle vurgulamak gerekir ki akan su genellikle zarar vermez; asıl sorun, arazide biriken ve uzun süre yerinde kalan sudur. Bu nedenle çiftçilerin tarlalarında biriken suları mümkün olan en kısa sürede tahliye etmeleri büyük önem taşır. Uygun drenaj sağlanmazsa, aşırı yağışın yol açtığı bu su birikintileri hem bitkisel üretimi hem de uzun yıllarda yetiştirilen ağaçları ciddi şekilde tehdit edebilir. Biz derslerimizde öğrencilerimize hep şunu anlatırız: Bir şeyin aşırısı, çoğu zaman yokluğundan daha zararlıdır. Aşırı su, susuzluktan; aşırı sıcak, soğuktan; aşırı ışık, ışıksızlıktan; aşırı rüzgâr ise rüzgârsızlıktan daha fazla zarar verir.”
“GERÇEK BİR VERİM ALMAK İÇİN DENGELİ GÜBRELEME ŞART”
Bitkisel üretim için üç önemli faktör olduğunu ifade eden Prof. Dr. Fikret Yaşar, “Bitkisel üretimde temel bir prensip vardır: Su, sıcaklık, ışık ve beslenme. Bu dört faktörün dengeli olması gerekir. Eğer bu unsurlardan biri eksik ya da dengesiz olursa, bitkinin gelişimi olumsuz etkilenir. Bu yıl yağışların fazla olmasıyla birlikte su açısından bir sorun yaşanmayacaktır. Önümüzdeki dönemde sıcaklıklar da normal seyrinde ilerlerse ve zaten bölgemizde ışık açısından bir eksiklik bulunmadığı düşünülürse, bitkisel üretim için dört önemli faktör uygun hale gelmiş oluyor. Ancak bu avantajın tam anlamıyla verime dönüşebilmesi için bitkilerin mutlaka doğru şekilde beslenmesi, yani gübreleme yapılması gerekiyor.”

SU BİRİKMEDİĞİ MÜDDETÇE YAĞIŞLAR AVANTAJ…
“Aksi halde bitkiler zayıf gelişim göstererek cılız bitkiler görülür. Yağışın fazla olması, aşırı su birikmesi yaşanmadığı sürece, bitkisel üretim açısından bir avantajdır. Bu avantajı gerçek bir verime dönüştürmek için ise dengeli ve zamanında besleme yapılması büyük önem taşır. Çiftçiler sıklıkla “Buğdaya ne kadar gübre atılmalı?” gibi standart bir miktar sormaktadır. Ancak bitkisel üretimde her arazi için geçerli tek bir gübre miktarı yoktur. Gübreleme miktarı; toprağın yapısına, eğimine, güneşlenme durumuna, aldığı yağış miktarına, bitkinin gelişim aşamasına ve daha önce yapılan gübrelemelere göre değişir.” dedi
“BU YILKİ YAĞIŞLAR, UZUN YILLARDIR BEKLEDİĞİMİZ BİR GELİŞMEYDİ”
Bölgedeki su kaynaklarının son durumunu değerlendiren Yaşar, kar yağışının yeraltı rezervleri için en kritik kaynak olduğunu belirterek şu bilgileri paylaştı: “Aslında bu yılki yağışlar, uzun yıllardır beklediğimiz bir gelişmeydi. Çünkü son yıllarda bölgede ciddi bir kuraklık yaşanıyordu. Örneğin Sarımehmet Barajı uzun süredir yeterli su tutamıyordu. Zaman zaman Zernek Barajı’nda da benzer sıkıntılar yaşanıyor, vatandaşlara yeterli miktarda su verilemediği dönemler oluyordu. Keza Koçköprü Barajı başta olmak üzere birçok barajda da benzer sorunlar yaşanıyordu ve pek çok dere kurumuştu. Bu yılki yağışlarla birlikte barajların yeniden dolması, su kaynakları açısından önemli bir rahatlama sağladı. Aynı şekilde yeraltı sularında da son yıllarda ciddi bir azalma başlamıştı. Yağış olmayınca yerüstü suları azalıyor, bu durum zamanla yeraltı sularını da etkiliyordu.”

“YAĞIŞLAR BİZİ EN ÇOK YERALTI SULARININ YENİDEN BESLENMESİ AÇISINDAN SEVİNDİRDİ”
“Van’da içme suyu konusuna da bile sıkıntılar yaşanıyor ve açılan sondaj kuyularında su seviyelerinin düşmesi de bu durumun bir göstergesiydi. Van Gölü’nde gözlenen çekilmenin de önemli nedenlerinden biri, yeraltı sularındaki bu azalmaydı. Çünkü Van Gölü yalnızca yüzey sularıyla değil, aynı zamanda yeraltı sularıyla da beslenmektedir. Dolasıyla bu yıl özellikle kar yağışının bol olması yeraltı sularının beslenmesi açısından çok daha değerli oldu. Yeraltı sularını en iyi besleyen yağış türü kardır. Dağlık alanlarda biriken karlar, eridikçe kayalıklar arasındaki çatlak ve yarıklardan süzülerek doğrudan yeraltına iner ve yeraltı su rezervlerini doldurur. Bu nedenle kar yağışı, insanlık için en kritik su kaynaklarından biri olan yeraltı sularının korunmasında hayati bir rol oynar. Zaten içme suyu kaynaklarının büyük bir bölümü, hatta sulama sularının önemli bir kısmı da yeraltı sularından sağlanmaktadır. Bu yüzden bu yılki yağışlar bizi en çok yeraltı sularının yeniden beslenmesi açısından sevindirdi.”
“YAĞMUR VE KARIN GETİRDİĞİ DOĞAL OKSİJEN VERİMLİLİĞİ ARTTIRIR”
“Yağışların toprağın fiziksel yapısını iyileştirdiğine değinen Prof. Dr. Yaşar, toprağın adeta "nefes aldığını" ifade ederek şöyle devam etti: “Bunun dışında yağmur ve kar sularının bir başka önemli özelliği de bol miktarda oksijen içermeleridir. Yağışlar toprağa yalnızca su kazandırmaz, aynı zamanda oksijen de taşır. Özellikle yaz aylarında sertleşen ve sıkışan toprak, yağışlarla birlikte yumuşar ve havalanır. Dışarıdan verilen sulama suyu toprağı çamurlaştırabilir ancak aynı etkiyi yaratmaz; çünkü yağmur ve karın getirdiği doğal oksijenlenme, toprağın yapısını daha sağlıklı hale getirir. Bugün tarlalara bakıldığında, yazın sertleşmiş olan toprağın yağışlardan sonra adeta pamuk gibi yumuşadığı görülür. Bunun nedeni, yağışlarla birlikte toprağın içine bol miktarda oksijen girmesidir. Bu oksijen, bitki köklerinin sağlıklı gelişimi ve bitkisel üretimin sürdürülebilirliği açısından son derece önemli bir faktördür. Tabi dediğimiz gibi su toprağın doyma kapasitenin üzerine çıkmaması gerekiyor. Çünkü su birikintisi kalan bitkiler gelişim gösteremeyip orada öle biliyorlar.” Şeklinde konuştu.

“BİTKİNİN SAĞLIKLI BESLENMESİ İÇİN EN KRİTİK UNSUR DENGELİ BESLENMEDİR”
“Bu yıl bitkisel üretim açısından avantajlı faktörler bir araya gelmiş durumda. Bunların başında yağış geliyor; şu anda toprakta yeterli miktarda su bulunuyor. Yağışlarla birlikte toprağa bol miktarda oksijen de girmiş durumda. Bunun yanı sıra havalar ısınmaya başladı ve bölgemizde ışık açısından da herhangi bir eksiklik yok. Bu üç faktör, bitki gelişimi için son derece önemli ve olumlu koşullar oluşturuyor. Bundan sonraki süreç ise büyük ölçüde çiftçilerin uygulamalarına bağlı. Bitkinin sağlıklı gelişebilmesi ve bu olumlu koşulların verime dönüşebilmesi için en kritik unsur dengeli beslenmedir. Burada önemli olan aşırı gübreleme değil, bitkinin ihtiyacı kadar ve diğer faktörlerle uyumlu bir besleme yapılmasıdır. Sıcaklık arttıkça bitkilerin büyüme hızı da artar. Yani sıcaklık, bitkinin gelişim performansını yükselten bir etkendir. Ancak bu hızlı büyümenin gerçek anlamda verime dönüşmesi, bitkinin yeterli ve dengeli beslenmesine bağlıdır. Eğer besin maddeleri yetersiz kalırsa, bitki büyür ama bu büyüme verim artışı olarak geri dönmez. Bitkinin ihtiyacı kadar gübreleme yapılması gerekiyor. Aşırı gübreleme yapılmamalı çünkü bitki sağlığının bozulmasına yol açabilir.”

“ÇİFTÇİLER BU YILKİ AVANTAJLI KOŞULLARI DOĞRU DEĞERLENDİRİRSE ÜRÜNLERDE ARTIŞ MÜMKÜNDÜR”
Son olarak, bu yılki mevcut durumun yüksek verim için büyük bir fırsat sunduğunu belirten Prof. Dr. Fikret Yaşar, sözlerini şu şekilde tamamladı; “Çiftçiler bu yılki avantajlı koşulları doğru değerlendirir ve bitkilerini dengeli şekilde beslerse, özellikle buğday gibi ürünlerde rekoltenin ciddi şekilde artması mümkündür. Toprak bu yıl yağış sayesinde suyu iyi tuttu ve bu su, bitkilerin gelişim döneminde uzun süre onları beslemeye devam edecektir. Ayrıca kışın biriken kar sularının toprağın alt katmanlarına kadar inmiş olması da önemli bir avantajdır. Havalar ısındıkça, alt katmanlardaki bu su yavaş yavaş buharlaşarak yukarı doğru hareket eder ve bitki köklerinin bulunduğu bölgeyi nemli tutar. Bu da bitkilerin kuraklık stresi yaşamadan gelişmesini sağlar. Ancak bu süreçte bitkinin topraktan alabileceği besin elementlerinin de yeterli miktarda bulunması gerekir. Su tek başına yeterli değildir; bitkinin suyla birlikte ihtiyaç duyduğu besin maddelerine de ulaşabilmesi gerekir. Eğer yıl içerisinde yağışlar aralıklı ve dengeli şekilde devam ederse, bu durum tarımsal üretim açısından çok daha olumlu sonuçlar doğurabilir. Bu şartların korunması halinde, bu yılın tarımsal verim açısından oldukça iyi geçmesi beklenebilir” diye konuştu.




