Türkiye genelinde etkisini artıran kuraklık ve iklim değişikliği, doğal su kaynaklarını tehdit ederken, Van da bu süreçten ciddi şekilde etkileniyor. Van Gölü başta olmak üzere gölleri, deltaları, sazlıkları ve dereleriyle önemli bir su ekosistemine sahip olan kentte, son yıllarda yaşanan su kayıpları ve alan daralmaları dikkat çekiyor. 2025 yılında etkili olan şiddetli kuraklığın ardından 2026 yılında yağışların artmasıyla bazı sulak alanlarda yeniden su birikimi ve ekolojik hareketlilik görülürken, yaşanan bu toparlanmanın uzun yıllardır devam eden su kaybını tamamen telafi etmediği belirtiliyor.

YAĞIŞLAR UMUT VERDİ AMA TEHLİKE SÜRÜYOR

Van’daki bazı sulak alanlarda yağışlarla birlikte su seviyelerinin yeniden yükselmesi ve göçmen kuş hareketliliğinin artması umut verici bir gelişme olarak değerlendirilirken, yıllardır devam eden su kaybının kalıcı olarak tersine çevrildiğini söylemek için daha uzun süreli bilimsel izleme yapılması gerekiyor. Özellikle Erciş çevresindeki bazı alanların yeniden kuşlar tarafından kullanılmaya başlanması ekosistem açısından olumlu bir gelişme olarak öne çıkıyor. Van’ın önemli sulak alanlarından Erçek Gölü’nde ise uzun dönemli alan kaybı dikkat çekiyor. Uydu görüntülerine göre gölün 1995-2025 yılları arasında yaklaşık 6 kilometrekarelik yüzey alanı kaybettiği, 2026 yılında ise yağışların etkisiyle yaklaşık 1 kilometrekarelik alanın yeniden kazanıldığı belirtiliyor. Ancak bu geçici toparlanmanın kalıcı bir iyileşmeye dönüşüp dönüşmeyeceğinin düzenli ve bilimsel çalışmalarla takip edilmesi gerektiği vurgulanıyor.

İNSAN BASKISI TEHLİKEYİ BÜYÜTÜYOR

Van’da sulak alanlar üzerindeki tehdit yalnızca kuraklık ve iklim değişikliğiyle sınırlı kalmıyor. Aşırı su kullanımı, tarımsal sulama, yeraltı ve yüzey sularının bilinçsiz tüketilmesi, dere yataklarına müdahaleler, yapılaşma, kirlilik ve atıklar doğal su döngüsünü olumsuz etkiliyor. Özellikle sazlık alanların azalması, birçok kuş türünün beslenme, barınma ve üreme alanlarının daralmasına neden olarak ekosistemdeki doğal dengenin bozulmasına yol açıyor. Van’daki sulak alanlarda yaşanan sorunlara ilişkin Şehrivan’a değerlendirmelerde bulunan Van Çevre Tarihi Eserleri Koruma Araştırma ve Geliştirme Derneği (ÇEV-DER) Üyesi Arzu Dinçer, sulak alanların korunması için alınması gereken önlemlere dikkat çekti.

DİNÇER: SULAK ALANLARIN KORUNMASINDA KORUMA STATÜSÜ TEK BAŞINA YETERLİ DEĞİL

Artan kuraklık, aşırı su kullanımı ve insan kaynaklı baskıların Van’ın sulak alanlarının geleceğini ciddi biçimde tehdit ettiğini belirten Van Çevre Tarihi Eserleri Koruma Araştırma ve Geliştirme Derneği (ÇEV-DER) Üyesi Arzu Dinçer, bu alanların korunması gerektiğini söyledi. Dinçer, sözlerine şöyle başladı: “Van, yalnızca Van Gölü’nden ibaret olmayan; gölleri, deltaları, sazlıkları, dereleri ve çok sayıda sulak alanıyla son derece önemli bir ekosisteme sahip bir kenttir. Ancak son yıllarda etkisini artıran kuraklık, sıcaklık artışı, yağış rejimindeki değişimler, aşırı su kullanımı ve insan kaynaklı baskılar, Van’ın sulak alanlarının geleceğini ciddi biçimde tehdit etmektedir. Tarım ve Orman Bakanlığı’nın sulak alan envanterinde Van’da Akgöl, Bendimahi Deltası, Çelebibağ Sazlıkları, Çiçekli Gölü, Dönemeç Deltası, Edremit Sazlıkları, Erçek Gölü, Gövelek Gölü, Karasu Deltası, Turna (Keşiş) Gölü ve Van Sazlıkları gibi çok sayıda sulak alan bulunmaktadır. Bu alanların bir bölümü ulusal, bir bölümü ise mahalli öneme haiz sulak alan statüsündedir. Ancak koruma statüsü tek başına yeterli değildir. Sulak alanların düzenli olarak izlenmesi, su bütçelerinin çıkarılması ve ekolojik su ihtiyaçlarının güvence altına alınması gerekmektedir.” Dedi.

“SEZONUN YAĞIŞLI GEÇMESİ YILLARDIR DEVAM EDEN SU KAYBININ SONA ERDİĞİ ANLAMINA GELMİYOR”

2025 yılında yaşanan şiddetli kuraklık, birçok sulak alanı ve dere sistemini ciddi biçimde etkilediğini belirten ÇEV-DER Üyesi Dinçer; “Van’daki sulak alanlarda son yıllarda su kaybı, alan daralması ve mevsimsel kuruma eğilimi dikkat çekmektedir. Özellikle 2025 yılında yaşanan şiddetli kuraklık, birçok sulak alanı ve dere sistemini ciddi biçimde etkilemiştir. 2026 yılının ilk aylarında yağışların artmasıyla birlikte bazı sulak alanlarda yeniden su birikimi ve ekolojik canlanma görülmesi umut verici olmuştur. Erciş çevresinde daha önce su seviyesi düşen veya kuruyan bazı alanların yeniden göçmen kuşlar tarafından kullanılmaya başlandığı gözlemlenmiştir. Ancak bir sezonun yağışlı geçmesi, yıllardır devam eden su kaybının sona erdiği anlamına gelmemektedir.” Diye konuştu.

DİNÇER: ERÇEK GÖLÜ’NDE UZUN DÖNEMLİ ALAN KAYBI DİKKAT ÇEKİYOR

Van Çevre Tarihi Eserleri Koruma Araştırma ve Geliştirme Derneği Van (ÇEV-DER) üyesi Arzu Dinçer; “Erçek Gölü bu durumun dikkat çekici örneklerinden biridir. Uydu görüntüleri üzerinden yapılan değerlendirmelere göre Erçek Gölü’nün 1995-2025 yılları arasında yaklaşık 6 kilometrekare yüzey alanı kaybettiği, 2026 yılında ise yağışların etkisiyle yaklaşık 1 kilometrekarelik alanın yeniden kazanıldığı belirtilmektedir. Bu geçici toparlanma elbette önemlidir. Ancak uzun dönemli eğilimin tersine döndüğünü söylemek için düzenli ve bilimsel izleme çalışmalarına ihtiyaç vardır. Van’daki sulak alanlarda yaşanan su kaybının tek bir nedeni bulunmamaktadır. Başlıca nedenler arasında; İklim değişikliğine bağlı sıcaklık artışı, yağış rejimindeki değişimler, uzun süreli kuraklık, buharlaşmanın artması, yeraltı ve yüzey sularının aşırı kullanılması, tarımsal sulama baskısı, dere ve akarsular üzerindeki su yapıları, arazi kullanım değişiklikleri, kirlilik ve atık baskısı yer almaktadır. Bu nedenle sulak alanların korunması yalnızca iklim değişikliğiyle mücadele kapsamında değil, su yönetimi politikalarının temel unsurlarından biri olarak ele alınmalıdır.” Şeklinde konuştu.

“SAZLIKLAR KUŞLAR İÇİN YALNIZCA BİR BİTKİ ÖRTÜSÜ DEĞİLDİR”

Arzu Dinçer; “Sazlıklar, kuşlar için yalnızca bir bitki örtüsü değildir. Sazlıklar; kuşların beslenme, üreme, yavrulama, barınma ve göç sırasında dinlenme alanlarını oluşturur. Sazlıkların azalması veya kuruması yuvalama alanlarının azalmasına, besin kaynaklarının kaybolmasına, göçmen kuşların konaklama alanlarının daralmasına, doğal korunma alanlarının azalmasına, kuş popülasyonlarının başka alanlara yönelmesine neden olabilir. Dolayısıyla bir sazlığın kaybı, yalnızca sazlıkların kaybı değildir. Bununla birlikte çok sayıda canlı türünün oluşturduğu ekolojik zincir de zarar görmektedir. 2026 yılında yağışların artmasıyla bazı alanlarda kuş hareketliliğinin yeniden arttığı görülmektedir. Erciş çevresindeki sulak alanlarda kaşıkçı kuşu, gri balıkçıl, ak balıkçıl, gece balıkçılı, kız kuşu, uzun bacak ve çeşitli yabani ördek türlerinin görüntülenmesi sevindiricidir. Ancak bir yıl içerisinde kuşların yeniden görülmesi, popülasyonların sağlıklı olduğu anlamına gelmez. Bu nedenle Van’daki sulak alanlarda her yıl aynı yöntemle, düzenli ve standartlaştırılmış kuş sayımları yapılmalı.” Diye aktardı.

DİNÇER: İNSAN BASKISI KURAKLIĞIN ETKİSİNİ ARTIRIYOR

İklim değişikliği ve kuraklığın yarattığı baskının, insan faaliyetleri nedeniyle daha da ağırlaştığına dikkat çeken ÇEV-DER Üyesi Dinçer; “İklim değişikliği ve kuraklığın yarattığı baskı, insan faaliyetleri nedeniyle daha da ağırlaşmaktadır. Kontrolsüz su kullanımı, tarımsal sulama, dere yataklarına müdahaleler, sulak alan çevresindeki yapılaşma, kanalizasyon ve atık baskısı, sazlıkların tahrip edilmesi ve doğal alanların tarımsal kullanıma açılması sulak alanların ekolojik bütünlüğünü tehdit etmektedir. Bu nedenle Van’ın sulak alanlarını koruma politikası yalnızca “kuraklıkla mücadele” anlayışıyla ele alınmamalıdır. Su kullanım politikaları ile sulak alan koruma politikaları birlikte yürütülmelidir.” Dedi.

“VAN GÖLÜ’NÜ SULAK ALANLARDAN AYRI DÜŞÜNEMEYİZ”

Van Gölü’nü korumak yalnızca gölün kıyısını temizlemekle mümkün olmadığının altını çizen Dinçer; “Van Gölü’nün geleceği, çevresindeki sulak alanların geleceğinden bağımsız değildir. Deltalar, sazlıklar ve göle ulaşan dereler; suyun doğal döngüsünde, besin maddelerinin taşınmasında, biyolojik çeşitliliğin korunmasında ve göçmen kuşların yaşamında önemli rol oynamaktadır. Sulak alanların kaybedilmesi, ekolojik bağlantısının bozulması anlamına gelmektedir. Bu nedenle Van Gölü’nü korumak yalnızca gölün kıyısını temizlemekle mümkün değildir. Van Gölü Havzası’nın tamamını, özellikle sulak alanları, dereleri, deltaları ve su kaynaklarını birlikte korumak zorundayız. 2026 yılında artan yağışlarla birlikte Van Gölü’nün su seviyesinde de yükselme yaşanması ve daha önce kuraklık nedeniyle açığa çıkan bazı mikrobiyalitlerin yeniden su altında kalması olumlu bir gelişmedir. Ancak bu gelişme, havzanın uzun vadeli su güvenliği sorunlarının sona erdiği şeklinde yorumlanmamalıdır.” Şeklinde konuştu.

DİNÇER: YETKİLİLERE ÇAĞRIMIZDIR ACİL KORUMA VE İZLEME PROGRAMI OLUŞTURULMALI

Tüm sulak alanların uydu görüntüleriyle düzenli olarak izlenmesi gerektiğini söyleyen Arzu Dinçer; “Erçek Gölü, Çelebibağ Sazlıkları, Bendimahi Deltası, Dönemeç Deltası, Karasu Deltası, Van Sazlıkları, Edremit Sazlıkları ve Akgöl olmak üzere Van’daki tüm sulak alanların su bütçesi ve ekolojik durumu yakından izlenmelidir. Risk değerlendirmesi yapılırken yalnızca bir alanın bugün su içerip içermediğine bakılmamalı. Son 10-20 yıllık su alanı değişimleri de bilimsel veriler ışığında değerlendirilmelidir. Van’daki sulak alanların geleceği için gecikmeden “Sulak Alanların Acil Koruma ve İzleme Programı” oluşturulmasını talep ediyoruz.”

Van YYÜ’den çalışanlarına 101 Bin TL’lik promosyon anlaşması!
Van YYÜ’den çalışanlarına 101 Bin TL’lik promosyon anlaşması!
İçeriği Görüntüle

ORTAK ÇALIŞMA ŞART!

“Tüm sulak alanların uydu görüntüleriyle düzenli olarak izlenmesi, su seviyelerinin ve alan büyüklüklerinin aylık olarak ölçülmesi, her sulak alan için ekolojik su ihtiyacının belirlenmesi, tarımsal sulama ve diğer su kullanımlarının havza ölçeğinde denetlenmesi, dere ve deltaların doğal su akışının korunması, her yıl standart yöntemlerle kuş sayımlarının yapılması, sazlık alanların korunması ve rehabilite edilmesi, kanalizasyon ve atık girişlerinin tamamen önlenmesi, sulak alan çevresindeki yapılaşma ve arazi kullanım baskısının sınırlandırılması, yerel yönetimler, kamu kurumları, üniversiteler ve sivil toplum kuruluşlarının ortak çalışma yürütmesi gerekmektedir.” diye aktardı.

“VAN’IN SULAK ALANLARI SADECE KUŞLARIN DEĞİL HEPİMİZİN YAŞAM ALANIDIR”

Van Gölü’nü korumak istiyorsak, dereleri, deltaları, sazlıkları, sulak alanları koruması gerektiği ve suyu yaşamın ortak hakkı olarak görülmesi gerektiğinin altını çizerek sözlerini şöyle noktaladı; “ 2026 yılında gelen yağışlar Van Havzası için önemli bir nefes alma fırsatı yaratmıştır. Ancak bu geçici toparlanmayı kalıcı bir iyileşme olarak görmek büyük bir yanılgı olacaktır. Geçmiş yıllarda yaşanan kuraklık, Erçek Gölü’nde görülen uzun dönemli alan kaybı ve bazı sulak alanların dönemsel olarak kuruması bize açık bir mesaj vermektedir. Van’ın sulak alanlarını korumazsak yalnızca kuşları değil, su güvenliğimizi, biyolojik çeşitliliğimizi, tarımımızı ve Van Gölü’nün geleceğini de kaybedebiliriz. Artık kriz ortaya çıktığında müdahale eden bir anlayış yerine, bilimsel veriye dayalı, sürekli izlenen, şeffaf, katılımcı ve havza bütününü esas alan bir sulak alan koruma politikası uygulanmalıdır. Van Gölü’nü korumak istiyorsak, dereleri, deltaları, sazlıkları, sulak alanları korumalıyız ve suyu yaşamın ortak hakkı olarak görmeliyiz.” Şeklinde konuştu.

Muhabir: VEYSEL İZGİ-HAKAN İZGİ