Van’da son yıllarda etkisini artıran kuraklık ve iklim değişikliğine bağlı yağış düzensizliği, kentin su kaynakları üzerindeki baskıyı her geçen gün daha görünür hale getiriyor. 2025 yılında son 60 yılın en kurak dönemlerinden birinin yaşayan kent ve bölge illeri 2026 kışında artan yağış ve kar örtüsü ile nefes aldı. Van Gölü Havzası ile Bejingir içme suyu kaynağında kısmi bir toparlanma sağlansa da bilim insanları, bu iyileşmenin kalıcı bir rahatlama anlamına gelmediğini bir kez daha hatırlattı. Son dönemlerde su kaynakları noktasında sorunlar yaşayan ve susuzluğu hatırı sayılır seviyede hissetmeye başlayan kentin su sorunu ile ilgili olarak Şehrivan’a değerlendirmelerde bulunan Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Dr. Öğretim Üyesi Mustafa Akkuş, kapalı havza yapısı, artan nüfus, su tüketimi yüksek tarımsal üretim ve denetimsiz yer altı suyu kullanımının Van’ı gelecekte çok daha ciddi bir su kriziyle karşı karşıya bırakabileceğine dikkat çekti. Akkuş, bu nedenle mevcut su yönetimi politikalarının acilen gözden geçirilmesi ve uzun vadeli, sürdürülebilir planların hayata geçirilmesi gerektiğini ifade etti.

KIŞ BOYUNCA SUSUZLUK KONUŞULDU
2026 yılına gelindiğinde ise artan yağışlar ve kış aylarında görülen kar yağışlarının etkisiyle Van Gölü Havzası ile Bejingir kaynağında kısmi bir toparlanma gözlendi fakat kentin susuzluk sorunu kış boyunca da konuşuldu. Kentin birçok bölgesinde kış boyunca su sorunu yaşanırken bu azalma resmi kaynaklarca da sık sık paylaşıldı. Son olarak geçtiğimiz günlerde de Van Büyükşehir Belediyesi tarafından bu kaynaklardaki azalmaya vurgu yapılarak su kaynaklarının dikkatli kullanılması konusunda Vanlılara çağrı yapıldı. Artan yağışlara rağmen son 10 yılı aşkın sürede oluşan kuraklık telafi edilmezken Van’ın su kaynaklarının kullanımı ile ilgili yeni bir süreç yürütmesi gerektiği bir kez daha gündem oldu.

SU KAYNAKLARIMIZ AZALIYOR MU? AKKUŞ AÇIKLADI…
Bu konuda en çok uyarı yapan isimlerden biri olan ve su politikaları ile ilgili açıklamalarını tekrar tekrar yineleyen Van YYÜ’lü bilim insanı Akkuş, bu konuda bir kez daha önemli değerlendirmeler yaptı. Akkuş; “Son yıllarda hem ülkemizde hem de dünyada en çok konuşulan konuların başında su krizi ve kuraklık geliyor. Çünkü artık göllerin kuruduğunu, akarsu debilerinin düştüğünü ve içme suyu kaynaklarının azaldığını gözlemliyoruz. Bu durum da doğal olarak “Su kaynaklarımız azalıyor mu?” sorusunu akıllara getiriyor. Bu noktada şunu belirtmek gerekir: Ülkemiz yarı kurak bir coğrafyada yer almaktadır; yani kurak iklimin hemen sınırındayız. Anadolu her ne kadar uygarlıkların beşiği olarak anılsa da aslında aynı zamanda uygarlıkların mezarlığıdır. Bu durumun başlıca nedenlerinden biri ise tarih boyunca yaşanan kuraklıklardır. Nitekim Anadolu’nun tarihi, bir bakıma kuraklıkların tarihidir.” Dedi.

VAN GÖLÜ HAVZASI KAPALI SİSTEM: SU DENGESİ KIRILGAN
Van Gölü havzasının coğrafi yapısı nedeniyle kuraklığa karşı çok daha hassas bir bölgede yer aldığını vurgulayarak Akkuş, sözlerini şöyle sürdürdü: “Yakın döneme baktığımızda da Anadolu coğrafyasında önemli kuraklıkların yaşandığını görüyoruz. Bu bağlamda Van Gölü havzası çok daha kırılgan bir yapıya sahiptir. Çünkü bu havza, yüksek rakımlı ve kapalı bir havza olup dışarıdan herhangi bir su girdisi bulunmamaktadır. Havzanın aslında çok basit bir su bütçesi denklemi var. Kar ve yağmur yağışlarıyla beraber havzaya su girdisi oluyor. Buharlaşmayla beraber havzadan su çıktısı gerçekleşiyor. Bu nedenle kış aylarında kar yağışının bol olduğu dönemlerde havzada su miktarı artarken, kar yağışının az olduğu ve yaz aylarında buharlaşmanın yüksek seyrettiği dönemlerde su kaynaklarının azaldığı görülmektedir.” Diye konuştu.
“SU KAYNAKLARI AÇISINDAN EN ÖNEMLİ YAĞIŞ TÜRÜ İSE KAR YAĞIŞIDIR”
İklim değişikliğinin en somut etkilerinden birinin mevsimlerin kayması olduğunu belirten Akkuş, şöyle devam etti. “Öncelikle küresel iklim değişimiyle birlikte mevsimlerin zamanlamasında ciddi değişiklikler yaşanıyor. Çok eskiye gitmeye de gerek yok; Van’da 60-70 yaşındaki insanlarla konuştuğunuzda, Aralık ayında yağan yarım metreyi, hatta bir metreyi bulan karlardan söz ettiklerini duyarsınız. Geçmişte Van’da kış mevsimi Ekim ayı itibarıyla hissedilmeye başlanırken, günümüzde kar yağışını görmek için çoğu zaman Ocak ve Şubat aylarını beklemek gerekiyor.”
ESKİ İKLİM HAREKETLİLİKLERİ ARTIK YOK
“Yine önceki yıllarda Nisan ayında dahi yerde kar varken, maalesef artık bu manzaralardan söz edemiyoruz. Bu durum bize şunu gösteriyor: Artık kış mevsimine geç giriyor, yaz mevsimine ise daha erken başlıyoruz. Su kaynakları açısından en önemli yağış türü ise kar yağışıdır. Çünkü yağmur, yüzey akışıyla hızla Van Gölü’ne karışarak kullanılabilir su olmaktan çıkmaktadır. Bu nedenle bizim için asıl önemli olan kar yağışıdır. Kışın yağan kar, dağların doruklarında birikir ve yaz aylarında eriyerek akarsuları ve yer altı sularını besler. Bu süreç, çiftçinin tarlasına ürün olarak yansır. Aynı zamanda yaz aylarında üremek için gölden akarsulara göç eden balıklar için de uygun bir yaşam alanı oluşturur.” İfadelerini kullandı.
“SUYA OLAN İHTİYAÇ DA ARTARKEN, SU KAYNAKLARIMIZ GİDEREK AZALIYOR”
2025 yılının bölge açısından kritik bir dönüm noktası olduğunu dile getiren Akkuş, şunları söyledi: 2025 yılı son 60 yılın belki de en kurak dönemlerinden biri olarak kayıtlara geçti. Önceki yıllarda havzaya 10 damla yağış düşerken, özellikle şubat ayında bu miktarın 4 damlaya kadar gerilediği görüldü. Bu nedenle geçtiğimiz yıl ciddi bir kuraklık yaşandı. Bu yıl ise geçen yıla kıyasla yağışlarda yüzde yüzün üzerinde bir artış söz konusu. Yağışların artması ve kar yağışının bol olması elbette sevindirici; ancak bu durum sorunun tamamen çözüldüğü anlamına gelmiyor. Bu noktada gözler, Van’ın ana içme suyu kaynaklarından biri olan Bejingir su kaynağına çevriliyor. Çünkü buradaki su debisinde düşüş yaşanıyor. Bu düşüşün temel nedeni ise kar yağışlarının yetersiz olmasıdır.”
YAĞIŞLAR HALA KAYNAKLARI YETERİNCE BESLEMİYOR!
“Geçmiş yıllarda kar yağışının az olması nedeniyle kaynak yeterince beslenemedi. Aslında durum oldukça basit bir dengeye dayanıyor: Bu yıl, geçen yıla göre debide bir miktar artış görülebilir. Ancak şu gerçeği göz ardı etmemek gerekiyor: Türkiye’nin ve bölgemizin nüfusu her geçen yıl artıyor. Buna bağlı olarak suya olan ihtiyaç da artarken, su kaynaklarımız giderek azalıyor. Yani ortada belirgin bir tezat var: Bir yanda artan talep, diğer yanda azalan arz. Bu nedenle etkin ve sürdürülebilir bir su yönetiminin hayata geçirilmesi büyük önem taşıyor. Çünkü hemen yanı başımızda Suriye ve İran örnekleri bulunuyor. Suriye’de su kaynakları etkin şekilde yönetilemedi. Benzer şekilde İran’da da geçtiğimiz yaz neredeyse Tahran’ın boşaltılması gündeme geldi. Özellikle Sistan bölgesinde milyonlarca çiftçi, ürün yetiştiremediği için merkezlere göç etmek zorunda kaldı.” Dedi
“ASIL SORUN YALNIZCA İÇTİĞİMİZ SU DEĞİL”
Kuraklığın yalnızca içme suyu meselesi olarak görülmemesi gerektiğini vurgulayan Akkuş, suyun tarımdaki belirleyici rolüne dikkat çekerek şunları dile getirdi, “Kuraklık süreci genellikle hidrolojik kuraklık olarak başlar; ardından meteorolojik kuraklığa ve en sonunda, en tehlikeli aşama olan sosyoekonomik kuraklığa dönüşür. Bugün geldiğimiz noktada, sosyoekonomik kuraklığa doğru ilerlediğimiz görülüyor. Yani çiftçinin ürün yetiştirememesi gibi ciddi bir risk ortaya çıkıyor. Bu durumda bir anda binlerce üretim yapamayan çiftçiyle karşı karşıya kalınabilir. Burada asıl sorunun yalnızca içtiğimiz su olmadığını vurgulamak gerekir. Esas mesele, yediğimiz ve giydiğimiz sudur. Yani su, gıda ve üretimin temel unsurudur. Nitekim dünya var olduğundan beri değişmeyen bir gerçek var: tahıl ve koyun, gerisi oyun. Teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, bin yıl önce de temel sorun gıdaydı; bin yıl sonra da temel sorunumuz yine gıda olacaktır.”
“1 KİLO ET ÜRETİMİ İÇİN İSE YAKLAŞIK 10–15 TON SU TÜKETİLİYOR”
“Bugün 1 kilo buğday elde edebilmek için 1 tondan fazla su harcamamız gerekiyor. 1 kilo et üretimi için ise yaklaşık 10–15 ton su tüketiliyor. Giydiğimiz ceket ve kazakların etiketlerine baktığımızda çoğunda pamuk yazar; yani bunların tamamı bitkisel üretime ve dolayısıyla suya dayanır. Evlerimizde tükettiğimiz pirinçten, Erciş ve Muradiye ovalarında yetişen şeker pancarına kadar tüm ürünlerin nihai kaynağı sudur. Nitekim 1 kilo şeker pancarı üretmek için de tonlarca suya ihtiyaç duyulmaktadır. Bu noktada yine hemen yanı başımızdaki İran örneği dikkat çekmektedir. Kuraklık nedeniyle milyonlarca çiftçi işsiz kalmış, Tahran’ın boşaltılması dahi gündeme gelmiştir.” şeklinde konuştu
“TEK BİR YAĞIŞLI YIL SORUNU ÇÖZMEZ”
Bu yılki yağış artışının umut verici olduğunu ancak tek başına yeterli olmayacağını belirten Akkuş, “Biz de aynı coğrafyada yer alıyoruz. Kar yağışının biraz artması elbette umut verici oluyor ve “acaba çözüm mü?” sorusunu akla getiriyor. Ancak bu sorun bir yılda ortaya çıkmış bir mesele değil; uzun yıllar boyunca birikerek bugüne gelmiştir. Dolayısıyla yıllar içinde oluşan bir sorunun, tek bir yılın kar yağışıyla çözülmesini beklemek gerçekçi değildir. Evet, kışın kar yağışı artmış olabilir; ancak yaz aylarında sıcaklıkların mevsim normallerinin çok üzerinde seyretmesi buharlaşmayı artırmaktadır. Bu durum, havzaya düşen bir damla suya karşılık 3–5 damlanın kaybedilmesi anlamına gelmektedir. Bu nedenle, su kaynaklarını korumaya yönelik kapsamlı ve uzun vadeli eylem planlarının hazırlanması büyük önem taşımaktadır.” Diye konuştu.
“SU YÖNETİMİNDE DENETİM ŞART”
Kuraklık riskinin azaltılması için yalnızca iklimi değil, insan kaynaklı su tüketimini de kontrol altına almak gerektiğini ifade eden Akkuş, şöyle devam etti, “Krizi değil, riski yönetmemiz gerekiyor. Peki ne yapmalıyız? Öncelikle havzadaki ürün desenini tamamen gözden geçirip değiştirmemiz gerekiyor. Bugün Van Gölü havzasındaki birçok akarsu artık göle ulaşamaz hale geliyor. Bunun en önemli nedenlerinden biri, akarsu çevrelerinde denetimsiz şekilde su tüketimi yüksek ürünlerin ekilmesi ve kontrolsüz biçimde su pompalarının kullanılmasıdır. Ayrıca açılan su kuyularının mutlaka denetlenmesi gerekiyor. Daha az su tüketen ürünlere yönelmek ve su kayıp-kaçak oranlarını kesinlikle azaltmak zorundayız. Aksi takdirde, kar yağışı ne kadar fazla olursa olsun ya da su varlığı ne kadar artarsa artsın, su kıtlığı ve kuraklıkla karşı karşıya kalmamız kaçınılmaz olacaktır.” İfadelerini kullandı
KURAKLIK TEK BİR NEDENİN DEĞİL, BİRÇOK ETKENİN SONUCU
Konunun yalnızca iklim değişikliğiyle açıklanamayacağını belirten Akkuş, yanlış su politikalarının da sorunu derinleştirdiğini vurgulayarak değerlendirmesini şu sözlerle tamamladı: “Bu noktada kuraklık bir sonuçtur; onu ortaya çıkaran birçok neden vardır. Küresel iklim değişimi bu nedenlerden yalnızca biridir. Ancak biz toplum olarak çoğu zaman tek bir sebebe odaklanıp rahatlama eğilimi gösteriyoruz. Oysa etkin su yönetiminin sağlanamaması ve suyun verimli kullanılmaması da kuraklığı derinleştiren temel etkenler arasındadır. Unutulmamalıdır ki su sorunu kısa sürede çözülebilecek bir mesele değildir. Uzun yıllar içinde oluşmuş, sinsi ilerleyen bir sorundur. Dolayısıyla çözümü de ancak kararlı ve uzun vadeli yönetim planlarının uygulanmasıyla mümkündür. Bejingir Kaynağı özelinde bu yıl su seviyesinin bir miktar daha dengede kaldığını görebiliriz. Ancak etkin bir su yönetimi uygulanmadığı sürece, havzaya düşen yağış miktarı mevcut yaşam standartlarımızı karşılamaya yetmeyecektir.” dedi

