Sabah alarm çalıyor. Daha gözünü tam açamadan hayat başlıyor. İşe yetişilecek, çocuk okula hazırlanacak, faturalar düşünülecek, telefonda bekleyen mesajlara cevap verilecek… Günümüz insanı artık sadece yaşamıyor; aynı zamanda yetişmeye çalışıyor. Belki de en yorucu olan tam olarak bu: sürekli bir yerlere yetişmeye çalışmak. Sanki görünmez bir yarışın içindeymiş gibi, günler birbirini kovalıyor. Çoğu zaman nefes almaya, sevdiklerimize vakit ayırmaya, hatta kendimizi dinlemeye bile fırsat bulamadan akşam oluyor. Oysa insanı yoran bazen yapılan işlerin çokluğu değil, hiç bitmeyecekmiş hissi veren bu koşuşturmanın kendisi oluyor. Sokakta yürürken insanların yüzlerine bakıyorum bazen. Çoğu acele içinde. Kimi telefonda, kimi düşünceli, kimi de dışarıdan bakıldığında oldukça güçlü görünüyor. Ama insan artık şunu anlıyor: Güçlü görünmek ile gerçekten güçlü olmak aynı şey değil.

Bugün birçok insan, kendi içinde sessiz bir savaş veriyor. Ekonomik sıkıntılar, gelecek kaygısı, yalnızlık hissi, aile sorumlulukları, iş baskısı… Ama bütün bunlara rağmen çoğumuzun dilinde aynı cümle var: “İyiyim.”

Aslında modern çağın en çok kullanılan kelimesi belki de bu. Çünkü insanlar artık çoğu zaman nasıl hissettiklerini değil, nasıl görünmeleri gerektiğini yaşıyor. Yorulsa bile güçlü görünmeye çalışıyor. Kırılsa bile gülümsüyor. İçinden dağılmış olsa bile çevresine “her şey yolunda” mesajı vermeye uğraşıyor.

Sosyal medya da bu durumun en büyük aynalarından biri hâline geldi. İnsanlar artık hayatı yaşamaktan çok, hayatın güzel görünen kısmını göstermeye çalışıyor. Filtrelenmiş fotoğraflar, mutlu anlar, başarı hikâyeleri… Oysa ekran kapanınca herkes kendi gerçekliğiyle baş başa kalıyor. Çünkü hiçbir paylaşım, insanın içindeki yorgunluğu tamamen gizleyemiyor.

Belki de çağımızın görünmeyen fibromiyaljisi tam olarak budur. Sadece bedenin değil, ruhun da yorulması… Sürekli ayakta kalmaya çalışırken içten içe tükenmek… İnsanların omzunda görünmeyen yükler taşıması…

Bir baba düşünün; eve girerken yorgunluğunu kapının dışında bırakmaya çalışıyor. Bir anne düşünün; kendi sorunlarını çocuklarına hissettirmemek için gülümsüyor. Gençler düşünün; gelecek kaygısını arkadaş ortamında esprilere saklıyor. Herkes bir şekilde güçlü görünmeye çalışıyor. Çünkü bu çağda kırılgan olmak sanki zayıflık gibi görülüyor.

Oysa insan bazen yorulabilir. Bazen yetişemeyebilir. Bazen “iyi değilim” deme hakkına da sahip olmalıdır. Belki de artık birbirimize kusursuz insan gibi davranmayı bırakmamız gerekiyor. Çünkü herkesin içinde görünmeyen bir mücadele var. Kimi ekonomik savaş veriyor, kimi psikolojik, kimi yalnızlıkla mücadele ediyor, kimi de sadece ayakta kalmaya çalışıyor.

Hayat artık insanları sadece fiziksel olarak değil, ruhsal olarak da yoruyor. Ve en tehlikelisi şu: İnsan bir süre sonra kendi yorgunluğunu bile normal sanmaya başlıyor.

Bu yüzden belki de bugün en çok ihtiyacımız olan şey; biraz anlayış, biraz samimiyet ve biraz da “güçlü görünme” mecburiyetinden kurtulmak.

Çünkü insan bazen sadece anlaşılmak ister. Ve bazen en güçlü insanlar, sessizce mücadele edenlerdir.