Bir pozisyon olur ve anında sesler yükselir:
“Fauldü!”
“Değildi!”
“Ben gördüm!”
Kısa bir tartışma yaşanır. Sesler biraz yükselir, itirazlar olur.
Ama sonra ne olur biliyor musunuz?
Hiçbir şey olmamış gibi oyun devam eder.
Çünkü onlar için önemli olan haklı çıkmak değil, oyunun kendisidir.
İşte futbolun en saf hâli budur.
Kin tutmayan, hesap yapmayan, kalp kırmayan bir oyun…
Ama aynı futbol, büyüklerin dünyasına geldiğinde bambaşka bir şeye dönüşüyor.
Orada oyun yok, rekabet var.
Sevinç yok, öfke var.
Spor yok, hesaplaşma var.
Çocuklar tartışır ve unutur.
Büyükler tartışır ve büyütür.
Bugün futbol, sahada oynanan bir oyundan çok daha fazlası hâline getirildi. Her maçtan sonra bitmeyen tartışmalar, ekranlardan yükselen sert söylemler, sosyal medyada dolaşan suçlamalar… Hakem kararları, yönetim açıklamaları, “şaibe” iddiaları…
Ve artık yalnızca sahadaki mücadele değil,
saha dışındaki unsurların oyuna ne kadar etki ettiği de konuşuluyor.
Bazen öyle bir hava oluşuyor ki;
Sanki maçların sonucu sadece sahada belirlenmiyor…
Sanki görünmeyen eller, yapılan açıklamalar, kurulan baskılar oyunun önüne geçiyor…
Doğru ya da yanlış…
Ama bu algının kendisi bile başlı başına bir sorun.
Çünkü bir çocuk için bu şu anlama geliyor:
“Demek ki kazanan her zaman en iyi oynayan değil…”
İşte tam da burada futbol, çocukların gözünde masumiyetini kaybetmeye başlıyor.
Bir çocuk düşünün…
Akşam evde babasının öfkeyle izlediği bir maçı görüyor.
Hakem tartışmaları, “bilerek yaptılar” söylemleri, “zaten belli kimin kazanacağı” cümleleri…
Ertesi gün okulda aynı cümleleri kuruyor:
“Zaten siz hep böyle kazanıyorsunuz!”
Artık bu bir oyun değil…
Bu, büyüklerden miras kalan bir öfke dilidir.
Oysa futbol;
Bir mahallede farklı görüşten çocukları aynı sahada buluşturan şeydir.
Bir okul bahçesinde dostluğu öğreten en sade öğretmendir.
Kaybetmeyi kabullenmeyi, kazanırken taşkınlık yapmamayı anlatan sessiz bir rehberdir.
Fakat biz ne yaptık?
Bu oyunun içine öfke kattık, şüphe kattık, tartışma kattık.
Ve fark etmeden en büyük zararı çocuklara verdik.
Çünkü artık bazı çocuklar için futbol;
Sadece gol atmak değil, karşısındakini susturmak anlamına geliyor.
Sadece kazanmak değil, karşı tarafı küçük düşürmek anlamına geliyor.
Okul bahçelerinde başlayan küçük tartışmaların, sokaklarda büyüyen kavgalara dönüşmesi tesadüf değil.
Bu, büyüklerin dilinin küçüklerin dünyasına yansımasıdır.
Belki de kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor:
Biz çocuklara futbolu mu öğretiyoruz, yoksa şüpheyi mi?
Futbolun gerçek gücü; kupalarda, puanlarda ya da tartışmalarda değil…
İnsanları bir araya getirebilmesindedir.
Eğer bir çocuk, maçtan sonra arkadaşının elini sıkmayı öğreniyorsa, işte o zaman futbol anlamlıdır.
Eğer bir çocuk, kaybettiğinde bile oyuna devam edebiliyorsa, işte o zaman futbol değerlidir.
Ama eğer bir çocuk, daha bu yaşta
“Sonuç zaten belliydi” demeye başlıyorsa…
Orada bir sorun vardır. Ve o sorun sahada değil, zihnimizdedir.
Belki de artık sadece futbola değil,
kendi bakış açımıza çeki düzen verme zamanı gelmiştir.
Çünkü çocuklar oyunu değil,
bizim ona yüklediğimiz anlamı öğrenir