Herkes şovunu hazırlasın. Sonrasında yalnız bıraktığımız, şiddet uygulayacağımız hatta hayattan kopardığımız o kişiler için şovumuzu hazırlayalım. Şirketler en iyi reklamlarını yapacak, satabilecekleri çok eşya satacak. Çiçekçiler satabilecekleri kadar gül satacak ve milyonluk bir piyasa oluşacak… Bu hafta yine Anneler Günü yaklaşırken sosyal medya aynı görüntülerle dolacak. Yıllardır paylaşılan aynı fotoğraflar yeniden paylaşılacak, hediyeler gösterilecek, “canım annem”, “en kıymetlim” cümleleri havada uçuşacak. Kimi aldığı çiçeği gösterecek, kimi pahalı hediyesini… Belki yine bir yarış başlayacak: “Annesini en çok kim seviyor?” yarışı…

Sonra o gün bitecek.

Masalar toplanmadan kalkılacak, dağılan ev yine anneye bırakılacak, kirlenen mutfağı anne temizleyecek, bulaşıkları anne yıkayacak. Herkes sevgisini gösterdiğini düşünüp kendi hayatına dönecek. Anne ise ertesi sabah yine herkesten önce uyanacak…

Belki de dünyanın en yalnız insanları annelerdir.

Köylerde yaşayan anneleri düşünün mesela…
Belki de hayatın en ağır kısmını onlar taşır ama isimleri bile pek anılmaz. Sabah daha güneş doğmadan uyanırlar. Sobayı yakarlar, hayvanlara bakarlar, çocukları hazırlarlar, tandırın başına geçerler, su taşırlar, tarlaya giderler, yemek yaparlar… Gün boyunca bir insanın kaldırabileceğinden fazla işi sessizce yaparlar. Akşam olduğunda herkes yorgun olduğunu söyler ama en son uyuyan yine anne olur. Üstelik çoğunun cebinde kendisine ait bir para bile yoktur. Sigortası yoktur, maaşı yoktur, izin günü yoktur. Hastalansa bile dinlenemez. Çünkü o evin ayakta kalması biraz da annenin ayakta kalmasına bağlıdır.

Şehirlerde yaşayan annelerin yükü ise başka türlü ağırdır.
Belki tandır başında değillerdir ama korkuların tam ortasındadırlar. Çocuğunu okula gönderirken içi rahat olmayan ne çok anne var bugün… Sokakta kötü bir olay olur diye korkan, bağımlılık korkusu yaşayan, yanlış arkadaş çevresinden çekinen, “Acaba çocuğum eve sağ salim dönecek mi?” diye akşam saate bakan anneler… Özellikle bu çağda çocuk büyütmek birçok anne için sürekli diken üstünde yaşamak gibi oldu. Bir yandan ekonomik sıkıntılar, bir yandan geçim derdi, bir yandan çalışıyorsa iş hayatının yükü… Ama buna rağmen toplum hâlâ annelerden kusursuz olmalarını bekliyor. Hem güçlü olacak, hem sabredecek, hem susacak, hem yetişecek…

Yetmezmiş gibi bazen en büyük yalnızlığı da kendi evlerinin içinde yaşıyorlar.

Bir de savaşın ortasında kalan anneler var…
Belki de kelimelerin en çok sustuğu yer tam burasıdır. Çünkü savaşlarda sadece insanlar ölmez; annelerin içi de ölür. Bir tarafta cepheye giden eşinin korkusu, diğer tarafta aç kalmaması gereken çocukları… Bombaların altında çocuklarını sakinleştirmeye çalışan anneler var bu dünyada. Kendi korkusunu içine gömüp çocuğuna “Korkma, geçecek” diyen anneler… Filistin’de, Suriye’de, dünyanın birçok yerinde çocuklarının cansız bedenine sarılan anneler gördü bu dünya. Belki televizyonda birkaç saniye izleyip geçtiğimiz görüntüler, bir annenin ömür boyu taşıyacağı acıya dönüşüyor.

Ama biz yine çiçek paylaşacağız.

Belki pahalı hediyeler alacağız, uzun uzun sevgi cümleleri yazacağız. Sonra ertesi gün her şeyi unutacağız. Çünkü bu toplum anneleri gerçekten anlamaktan çok, onları özel günlerde hatırlamayı seviyor.

Oysa anne dediğimiz şey sadece bir gün kutlanacak bir insan değildir. Anne; çoğu zaman kendi hayatından vazgeçen, herkes için yaşayan, yorulsa bile yoruldum diyemeyen kişidir. Belki de annelerin en büyük acısı budur: Herkes için bu kadar önemli olup, çoğu zaman kendi hayatında bu kadar yalnız kalmaları…