Bazen bir sayı insanın yüreğine ağır gelir. Bir haber bülteninde birkaç saniye görünür, bir cümlenin içinde geçer ve çoğu zaman hızla unutulur. Ama bazı sayılar vardır ki rakam olmaktan çıkar, birer hikâyeye dönüşür. İçinde yarım kalmış hayatlar, söylenememiş sözler, gülüşler ve hayaller taşır. Bugün zihnime takılıp kalan bir sayı var: 168. Bu sayı aslında bir istatistik değil; her biri ayrı bir umut olan 168 çocuğun hikâyesidir.
İran’da yaşanan, ABD ve İsrail’in kanun bilmez, insanlık bilmez, Allah bilmez tutumuyla İran’da bir okula yaptığı ve 168 çocuğun hayatını kaybettiği saldırı haberi, ilk duyulduğunda birçok kişi için sadece bir sayıdan ibaret gibi göründü. Oysa bu sayı, ders zilinin çaldığı bir sabah okula giden, çantasında defterini, kalemini taşıyan ve akşam eve dönmeyi bekleyen 168 küçük hayat demekti. Çoğu henüz çocukluğun en saf dönemindeydi. Kimisi yeni harfler öğreniyor, kimisi büyüyünce ne olacağını hayal ediyordu. Fakat bir sabah, bu hayallerin tamamı bir anda sustu.
Bir okul düşünün. Normalde çocuk sesleriyle dolu, koridorlarında koşuşturmaların olduğu bir yer. Teneffüslerde gürültünün, kahkahaların yükseldiği bir mekân. Şimdi ise aynı okulun sınıflarını hayal edin: Büyüklerin siyasi çıkarları ve insanlık hırsları, ABD, İsrail ve onlara destek veren kendilerini her halleriyle bunlara kaptıran İslam ülkelerinin tutumu sonucu boş sıralar, açılmamış defterler ve artık hiç gelmeyecek öğrenciler… İşte 168 sayısının arkasında duran gerçek tam olarak budur. Her biri bir sırada oturan, bir öğretmeni olan, bir ailesi tarafından akşam eve dönmesi beklenen çocuklardı.
Bu acının en ağır taraflarından biri de dünyanın büyük ölçüde sessiz kalmasıdır. İnsanlık tarihine baktığımızda, çocukların hayatını kaybettiği her olayın aslında bütün insanlığı ilgilendirdiğini görürüz. Fakat bazen dünya, bazı acılar karşısında derin bir sessizliğe gömülür. Bu olayda da benzer bir durum yaşandı. Pek çok ülke ve uluslararası kurumdan beklenen güçlü tepki gelmedi. Bu sessizlik içinde dikkat çeken nadir seslerden biri ise İspanya’dan yükseldi. İspanya’nın yaptığı açıklamalar ve gösterdiği tepki, en azından dünyanın bir köşesinde vicdanın hâlâ konuşabildiğini gösteriyordu.
Yine de insanın içindeki soru büyümeye devam ediyor: Bu kadar büyük bir acı karşısında dünya neden bu kadar sessiz? Belki de cevap çok basit ama aynı zamanda çok acı verici: Çünkü bazen acı uzakta olduğunda insanlar onu görmezden gelmeyi tercih ediyor. Oysa acının mesafesi yoktur. Bir çocuğun gözyaşı, dünyanın neresinde olursa olsun aynı ağırlığa sahiptir.
Ben bu olayı düşündüğümde aklıma hep şu benzetme geliyor: Komşunun evine düşen ateş. Bir mahallede bir ev yandığında, sadece o ev zarar görmez. Dumanı bütün mahalleye yayılır, herkesin içi sıkışır. Çünkü biliriz ki bugün o ev yanıyorsa, yarın başka bir ev de yanabilir. İşte bu olay da tam olarak böyledir. Hemen yanı başımızda yaşanan bir acı, aslında bütün insanlığın yüreğine düşmüş bir ateştir.
Bugün hafızamda tek bir sayı var: 168. Ama ben onu bir sayı gibi düşünemiyorum. Çünkü her düşündüğümde gözümün önüne bir sınıf geliyor. Boş sıralar, yarım kalmış defterler ve bir daha duyulmayacak çocuk sesleri…ve belki hiç olmayacak bir okul ve enkazı… Bilmiyorum, çok şey yazıp çok şey söylemek istiyorum ama sınırlarımı zorla korumaya çalışıyorum. Ama yazımı buraya kadar okumuşsan neler hissettiğimi çok iyi anlamışsındır… gerisini sana bırakıyorum. Yaşasın çocuklar, yaşasın çocuklar.
Belki dünya bir süre sonra bu olayı unutacak. Haberler değişecek, gündemler yenilenecek. Ama bazı sayılar vardır ki hafızadan silinmez. Çünkü onlar sadece bir rakam değil, insanlığın vicdanına kazınmış bir hatıradır.
Ve 168, işte tam olarak böyle bir sayı.