Son günlerde ülkemizde yaşanan okul baskınları, hepimizin yüreğine bir korku ve huzursuzluk bıraktı. Okul dediğimiz yer; güvenin, eğitimin ve geleceğin evidir. Ama bugün geldiğimiz noktada; her olaydan sonra benzer refleksler… Sendikalar açıklama yapıyor, kınamalar yayınlanıyor, sosyal medyada öfke büyüyor. Okullarda sen sokağa çıktın-çıkmadın, sen neden okula gittin-gitmedin kavgası, senin sendikan en kötü-en iyi kavgası yapılıyor… Peki ya sonra? Gürültü dağıldığında geriye kalan ne oluyor? Ne yazık ki çoğu zaman hiçbir şey.

Asıl problem belki de burada başlıyor. Biz sorunu konuşuyoruz ama derinlemesine anlamıyoruz. Tepki veriyoruz ama çözüm üretmiyoruz. Oysa bu mesele birkaç münferit olaydan ibaret değil; çok katmanlı, kökleri derinlere uzanan bir toplumsal sorundur.

Burada belki de kendi bulunduğum yerden, yani kırsaldan bir şey söylemem gerekiyor. Yıllardır kırsalda öğretmenlik yapıyorum. Bu tür olaylar bizim okullarımızda çok sık yaşanmaz. Çocuklar hâlâ birbirini tanır, aileler birbirini bilir, öğretmen sadece ders anlatan biri değil; aynı zamanda bir rehber, bir büyüğün yerini tutar. Sorunlar daha büyümeden fark edilir, çoğu zaman bir bakışla, bir konuşmayla çözülür.

Ama şehirlerde durum farklı görünüyor. Kalabalık, anonimlik ve kopukluk… Çocuklar birbirine yabancı, aileler birbirinden uzak. Bu da bazı davranışların daha kolay sıradanlaşmasına neden oluyor. Şiddet, bir anda ortaya çıkan bir sapma değil; yavaş yavaş normalleşen bir davranış haline geliyor.

Artık şunu açıkça söylemek gerekiyor: Bu işi sadece tepkisel açıklamalarla çözemeyiz. Sendikalar konuştu, yetkililer konuştu… Peki akademik dünya nerede? Eğitim bilimciler, psikologlar, sosyologlar bu tabloyu bütüncül olarak ortaya koymalı. Neden bu noktaya geldik? Risk faktörleri neler? Önleyici mekanizmalar nasıl kurulmalı? Bunları bilimsel bir zeminde tartışmadan ilerleyemeyiz.

Çünkü ortada görmezden geldiğimiz bazı gerçekler var.

Akran zorbalığı artık okul koridorlarının sessiz bir gerçeği değil, açık bir tehdidi haline geldi. Birçok çocuk ya zorba ya da mağdur. Ama biz çoğu zaman bunu “çocuklar arasında olur böyle şeyler” diyerek geçiştiriyoruz. Oysa o “küçük” dediğimiz davranışlar, bir süre sonra daha büyük kırılmalara yol açıyor.

Aileler cephesinde ise başka bir sorun büyüyor. Sınırsız özgürlük adı altında çocuklara verilen “şımarıklık çekleri”, sınır koymayan bir anlayış doğuruyor. “Benim çocuğum yapmaz” cümlesi, çoğu zaman gerçeğin üzerini örten bir perdeye dönüşüyor. Oysa çocuk, sınırla büyür; sınır yoksa yön de yoktur.

Bir de dijital dünya var. Şiddet içerikli oyunlar, kontrolsüz ekran süreleri ve denetimsiz içerikler… Çocuklar, gerçek ile kurgu arasındaki sınırı giderek daha fazla kaybediyor. Şiddet, sıradanlaşıyor. Normalleşiyor. Özellikle şehirlerde çocukların büyük bir kısmı zamanının önemli bölümünü ekran karşısında geçiriyor. Sokakta oyun azalırken, sanal dünyada “güç” ve “üstünlük” üzerinden kurulan ilişkiler gerçek hayata taşınıyor.

Ama belki de en kritik mesele şu: Çocukların yaptıklarından sorumlu tutulmaması. Elbette çocukları cezalandırmak çözüm değildir. Ancak hiçbir yaptırımın olmaması da çözüm değildir. Sorumluluk duygusu, sınırlarla öğrenilir. Eğer bir davranışın sonucu yoksa, o davranış tekrar eder.

Ben sahada şunu görüyorum dostum: Küçük bir davranışa zamanında müdahale edilmediğinde, o davranış büyüyor. Bir itme, bir hakaret, bir küçümseme… Görmezden gelindikçe güç kazanıyor. Sonra bir bakıyoruz ki artık kontrol edilemez bir noktaya gelmiş.

Biz ise tam olarak burada tıkanıyoruz. Sorunu konuşuyoruz ama çözümü ya erteliyoruz ya da konuşmaktan kaçınıyoruz. Çünkü çözüm; zor kararlar almayı, alışkanlıkları değiştirmeyi ve bazı gerçeklerle yüzleşmeyi gerektiriyor.

Belki de artık tepkisel değil, önleyici düşünmeyi öğrenmeliyiz. Olay olduktan sonra değil, olmadan önce harekete geçmeliyiz. Okullar sadece bilgi verilen yerler değil; aynı zamanda karakterin, sınırların ve değerlerin inşa edildiği yerler olmalı.

Unutmayalım… Bugün görmezden geldiğimiz her küçük sorun, yarının büyük krizine dönüşebilir.

Ve biz hâlâ sorunu tanımlamakla meşgulken, çocuklar sessizce değişmeye devam ediyor.