Yeni yıllar çoğu zaman daha çok başarmaya, daha hızlı olmaya ve daha fazlasını istemeye dair listelerle karşılar bizi. Oysa 2026’ya girerken kendimize verdiğimiz söz, daha çok talep etmek değil, daha çok anlamak.

Daha çok sevmek, Daha çok kendimize merhamet etmek.

Kendimizi sevmek, kusursuz olduğumuza inanmak değil. Aksine, eksiklerimizle, bazen yarım kalan cesaretimizle birlikte kendimize sahip çıkmaktır. Kendimize merhamet etmek, düştüğümüzde yerden kaldırmak, yavaşladığımızda acele ettirmemek, sustuğumuzda yargılamamak demek. Bu zayıflık değil, güçlü bir farkındalık.

Bu yıl kendimizi daha çok beğeneceğiz. Başkalarının onayına göre şekillenen bir benlik değil, kendi değerini içerden kuran bir duruşu seveceğiz. Kendimize “ neden böyleyim” diye değil, “ neye ihtiyacım var “ diye soracağız. Çünkü insan kendini beğendiğinde kibirli olmaz, barışır.

2026’da kendimize daha nazik konuşacağız. İç sesimizi bir yargıç gibi değil, bir dost gibi dinleyeceğiz. Hatalarımız olacak, elbette. Ama onları bir mahkeme dosyasına değil, bir öğrenme defterine yazacağız. Kendimize merhamet ettikçe başkalarına da daha adil, daha yumuşak ve daha sahici yaklaşacağımızı biliyoruz. Belki de en büyük devrimi gerçekleştireceğiz.