Sevmenin de bir ahlakı var. Her duyguyu dile dökme ihtiyacı hissetmeyen, bazı sevgileri sessizce koruyan bir ahlak bu. Herkese gösterilmeyen, herkesin bilmek zorunda olmadığı bir sevme biçimi. Bazı sevgiler yüksek sesle konuşulmamalı. Ama bir bakışla, bir duruşla, bir küçük hareketle kendini anlatmalı.
Dikiz aynasında arada sana bakmak gibi. Ne söylediğini duymuyorum ama biliyorum “aklımdasın” der gibi. Yanında düşmesin diye yavaş yürümektir mesela. Ayağı kayarda canı yanar diye elini bırakmamaktır. Söylemeden kollamaktır sevgiyi.
Herkesin ortasında “çok seviyorum” demektense, kalabalığın içinde bile yalnız hissetmemektir. Omuzuna hafifçe dokunmak, minik dokunuşlar gibi. O temasın içinde şefkat var, güven var, sahiplenmek var. Öyle sımsıkı sarılmalar değil mesele. Minik dokunuşlarla yanağına dokunması gibi. Teması seviyor olmanı sana hatırlatması gibi. Şefkatle güvenle seni sahiplenmesi gibi.
Dinlediğin şarkıların en güzel yerlerinde göz göze gelmek gibi. Sanki o şarkı o anda size yazılmış gibi. Sesinin güzel olmadığını bildiğin halde, rahatlıkla bas bas bağırarak şarkılar söylemek gibi.
Güzel sevmek diye bir şey var bu dünyada. Hissettirerek ve incitmeden. Herkese anlatılmayan, herkesin bilmek zorunda olmadığı bir sevgi bu. Yanında insanın kendisi olabildiği, sesini kısmak zorunda kalmadığı, yanlışlarının bile kabul görüldüğü bir hal.