Bir seçim kazanılacak diye bir şehir huzurunu kaybetmek zorunda mı?
Daha dün aynı sofrada ekmeğini bölüşen insanlar, bugün bir sandık hesabı yüzünden birbirinin yüzüne bakamaz hâle geliyorsa, burada yalnızca bir seçim yarışı değil; üzerinde düşünmemiz gereken ciddi bir toplumsal mesele vardır.
Düğünde, cenazede, hastalıkta ve sevinçte yan yana duran insanların sosyal medya cümleleriyle birbirini incitmesi Van’a yakışmıyor.
Hele mesele Van’ın geleceği ise, kişisel hesapların ve geçici makamların bu şehrin kardeşliğinin önüne geçmesine kimsenin gönlü razı olmamalı.
O hâlde sormak gerekir: Ne oluyor bize?
Bu şehir hepimizin. Aynı çarşıda karşılaşıyor, aynı sokaklardan geçiyor, aynı sofralarda oturuyoruz. Seçim bittiğinde de yine birbirimizin yüzüne bakacağız.
Bir başkan seçerken dostluklarımızı, güvenimizi ve memleketimizin huzurunu sandığa gömemeyiz.
Benim itirazım tam da buna!
Van, dört adaydan da dört liste hesabından da dört ayrı makam beklentisinden de büyüktür.
Çünkü seçimler gelir geçer; fakat yanlış bir mücadele dili, bütün bir şehrin hafızasında derin izler bırakır.
Sözünü ettiğim mesele, Van Ticaret ve Sanayi Odası seçimleri.
Yıllardır bu şehir yatırım alsın, gençlerimiz iş bulsun, esnafımız kazansın, Van üretimiyle ve ticaretiyle anılsın diye emek veriliyor.
Ne var ki bir seçim atmosferi geliyor; kırıcı sözler, karşılıklı suçlamalar ve kişisel tartışmalar bütün bu ortak hedeflerin önüne geçebiliyor.
Elbette herkes kazanmak isteyecek. Adaylar projelerini anlatacak, mevcut yönetim eleştirilecek, yanlışlar sorgulanacak, haksızlık varsa hakkı aranacak.
Buna kimsenin itirazı olamaz.
Fakat eleştiri başka, insanın itibarını zedelemek başkadır. Rekabet başka, yılların dostluğunu düşmanlığa çevirmek bambaşkadır.
Son günlerde kullanılan dile bakınca insan ister istemez rahatsız oluyor: Kimi zaman küçümseyen ifadeler, kimi zaman tepeden bakan açıklamalar, kimi zaman da maksadını aşan cümleler...
Oysa bunların hiçbirinin Van’a zerre faydası yok.
Sosyal medya ise işin başka bir yarası hâline geldi. Herkes hüküm veriyor, herkes karar kesiyor.
Bir iddia ortaya atılıyor; doğruluğu araştırılmadan paylaşılıyor. Karşı taraf ne demiş, meselenin aslı neymiş, hakikat nerede duruyormuş, çoğu zaman buna bakılmıyor.
Hepimiz hâkimiz, ama kaçımız şahidiz?
Kaçımız gerçekten gördük, araştırdık, iki tarafı da dinledik?
Bir de kendimize soralım: Aynı söz bizim sevdiğimiz birinden gelse yine böyle mi davranırdık?
Rabb'imiz Hucurât suresinin 6. ayetinde şöyle buyuruyor:
“Ey iman edenler! Size bir fasık bir haber getirirse, bilmeyerek bir topluluğa zarar verip yaptığınıza pişman olmamak için o haberin doğruluğunu araştırın.”
Ne kadar açık, ne kadar sarsıcı bir uyarı!
Bugün düşünmeden paylaştığımız bir söz, yarın bir insanın yüzüne bakamayacağımız bir haksızlığa dönüşebilir.
Nisâ suresinin 135. ayetinde de Rabb'imiz, kendimiz ve en yakınlarımız aleyhine bile olsa adaleti ayakta tutmamızı emrediyor.
Biz tarafgirliğin değil, hakkın yanında durmak zorundayız.
Kim haklıysa hakkını teslim edelim. Kim yanlış yapmışsa, bize yakın da olsa “yanlış” diyebilelim.
Çünkü yanlış, “bizim adamımız” yaptı diye doğruya dönüşmez.
Meselenin bir de siyasi boyutu var.
Herkesin bir siyasi görüşü olabilir. Ticaret yapan insan da bu toplumun bir parçası. Bir partide görev alabilir, aday olabilir, düşüncesini söyleyebilir.
Ama bir insanın geçmişte bir siyasi partiden aday olması başka, bir siyasi partinin ticaret odası seçimine müdahale etmesi bambaşka bir şey.
Birinin siyasi görüşünü değil, varsa yaptığı haksızlığı konuşalım. Bir suçlama varsa delilini ortaya koyalım.
Elbette siyasi partiler de milletvekilleri de seçimle ilgili görüşlerini açıklayabilir, hukuka aykırılık iddialarını sorgulayabilir.
Fakat bir oda seçimini siyasi hesaplaşmaya çevirmek Van’a ne kazandıracak?
Bu seçimin asıl gündemi Van’ın ticareti, üretimi, istihdamı ve geleceği olmalı. Siyasi çekişmeler bu başlıkların üstünü örtmemeli.
Dün başkasında eleştirdiğimiz şeyi bugün kendi yakınımız yaptığında savunursak adalet bunun neresinde kalır?
Bir de seçim sonrasını düşünmek gerekir.
Dört adaydan biri başkan olacak; diğerleri işine, hayatına, ticaretine devam edecek.
Belki bugün karşı karşıya gelenler, yarın aynı masada oturup çay içecek ve birbirlerinin elini sıkacak.
Ama bir aday uğruna arkadaşını kıran, dostunu kaybeden, komşusuyla arasına mesafe koyan insanların yaşadığı kırgınlık kolay kolay unutulmayacak.
Seçim bitecek ama söylenen sözler kalacak.
Bir seçim uğruna yılların dostluğunu kaybetmeye değer mi?
Bir de gençlerimiz var.
Onlar da bizi izliyor. Yarın dükkân açacak, fabrika kuracak, bu şehrin kurumlarını yönetecek gençlerimiz.
Onlara yalnızca seçim sonucunu değil, nasıl yarıştığımızı, nasıl konuştuğumuzu ve farklı düşündüğümüz insanlara nasıl davrandığımızı da gösteriyoruz.
Farklı düşünsek bile aynı şehir için yan yana durabilmek, gençlerimize bırakacağımız en kıymetli örneklerden biri.
Dört adayın da onları destekleyenlerin de bu şehre karşı taşıdığı ortak bir sorumluluk var.
Kimse eleştiriden vazgeçmesin; yanlış varsa konuşulsun, iddia varsa araştırılsın, projeler cesaretle tartışılsın.
Yeter ki bütün bunları memleketimizi kırıp dökmeden yapalım.
Hiçbir makam, bir şehrin haysiyetinden daha büyük değil.
Benim itirazım herhangi bir adaya ya da listeye değil.
İtirazım; dostlukların bir seçim uğruna harcanmasına, insanların delilsiz suçlanmasına, Van’ın adının kişisel ve siyasi hesaplaşmalarla anılmasına.
Evet, dört adaydan biri kazanacak.
Ama öyle bir seçim olsun ki kim kazanırsa kazansın, Van kaybetmesin.
Çünkü bu şehrin yeni bir başkandan önce birbirine güvenen, birbirinin hukukunu gözeten insanlara ihtiyacı var.
Seçim biter, makam el değiştirir; fakat kırılan dostlukların ve kaybedilen güvenin hesabı sandıkta kapanmaz.
Benim itirazım var.
Bu itiraz, şahıslara değil; Van’ın huzuruna, kardeşliğine ve ortak geleceğine sahip çıkma çağrısıdır.
Sözümüz insana, hesabımız Allah’a.
Selam ile