Değerli okurlar, bugün sizlere bir kuramdan söz etmek, hatta bu kuramın gerçek yaşamdaki yansımalarını birlikte tartışmak istiyorum. Bu kuramın adı "Echo Chamber", Türkçesiyle "Yankı Odası".

Yankı odası, sosyal bilimlerde kullanılan metaforik bir kavramdır. Fizikte ses dalgalarının kapalı bir alanda yansıyarak çoğalmasını anlatan bu terim; sosyal bilimlerde, bireyin kendi inanç ve görüşlerini sürekli pekiştirdiği, karşıt görüşlerin ise sistematik biçimde dışlandığı veya zayıflatıldığı bir bilgi ortamını tanımlar.

Aslında insanın kendi görüşünü destekleyen kişileri ve medyayı seçmesi çok eskilere dayanır. Ancak yeni medya çağında internet ve özellikle sosyal medya, hem bilgi akışını hızlandırdı hem de bu bilgi filtrelemesini bambaşka bir boyuta taşıdı.

İnsanlar sosyal medyada ve çevrimiçi platformlarda genellikle kendi görüşlerine yakın kişileri takip etmeye başladı. Bu seçicilik, algoritmaların da benzer içerikleri öne çıkarmasıyla birleşince, kişi yalnızca kendi görüşünü destekleyen bilgilerle karşılaşır hale geldi.

Yeni avatarlarıyla var olan bireyler, tıpkı bir odada sesin duvarlara çarpıp geri gelmesi gibi, kendi görüşlerinin onaylanmış yankılarını duymaya başladı. Karşıt görüşlerin ya da gerçeği sorgulayıcı bilgilerin çok az yer bulabildiği bu ortamda, kişinin inançları zaman zaman aşırılaştı; kutuplaşma arttı ve kişi kendi görüşünün genel kabul gördüğünü zannetti.

İşte asıl mesele tam da burada başlıyor. Günümüzde medyanın ulaştığı son nokta -ki buna yeni medya diyoruz- ve bu çağdaki iletişim stilleri yoğun biçimde eleştiriliyor. Bu eleştirilerin başında, insanların yüz yüze temas etmediği bu iletişim ortamlarının insanları birbirinden uzaklaştırdığı iddiası geliyor.

Ben hem bir insan hem de iletişim alanında çalışan bir akademisyen olarak bu eleştirilere katılıyorum; ne var ki bu, günün bir gerçeği. Ancak sosyal medya platformlarında insanların kendi yankı odalarını daha kalın duvarlarla inşa etmesi ve farklı olana adeta savaş açması ise bambaşka bir gerçeklik.

Neredeyse tüm yaş gruplarında görülen bu yeni iletişim stili, gruplaşmaları artırıyor ve radikalizmi körüklüyor. Siyasetten kültüre, coğrafyadan etnik kökene hatta spora kadar uzanan görüşlerimiz; kendimizin ya da algoritmaların yarattığı yankı odalarında yoğrularak daha da keskinleşiyor.

Farklı olana tahammül azaldı; insanlar kendi ideolojilerine yakın olanların hatalı eylemlerine bahane bulmaya başladı. Örneğin futbol taraftarları bu platformlarda takımları lehine verilen kararları haklı bulup destekliyor, aleyhlerine verilen kararların ise hatalı olduğuna inanıyor. Bu ortamlarda taraftarlar, gerçek ve farklı kaynaklı bilgilere neredeyse hiç ulaşamıyor.

Yıllarca kardeşçe bir arada yaşamış insanların birbirine tahammülü azaldı; sonradan gelene, yani göçmene önyargıyla yaklaşılmaya başlandı. İnsanlar siyasal ideolojilerine yakın olanların her yaptığını doğru kabul ediyor, eylemlerinin haklılığına dair hiçbir kanıt olmasa bile bu kişilere kefil oluyor.

İşin en korkutucu yanı ise doğruluğu teyit edilmemiş, kısıtlı bilginin zamanla insanları haksız eylemlere yöneltiyor olması. İnsanlar sosyal medyada edindikleri ve gerçekliği kanıtlanmamış bilgileri yankı odalarında büyütüp gruplaşıyor, bu gruplarla birlikte haksız eylemlere girişebiliyor.

Tanınmış birinin haksız yere suçlanıp sosyal medyada linç edilmesi ile Suriyeli bir göçmen tarafından yapıldığı iddia edilen bir olay yüzünden bütün bir mahalleye yönelik kitlesel saldırı girişimi, işte tam da aynı kaynak tarafından destekleniyor.

Buraya kadar anlattıklarım, sanırım yazının başlığındaki "Yankı odalarımız bizi nereye sürüklüyor?" sorusuna bir cevap niteliğinde. Ne var ki bu cevap, beraberinde başka bir soruyu getiriyor: Peki bu durumda ne yapılmalı?

Yapılacak en mantıklı hareket, bireysel olarak yankı odalarımızın duvarlarını yıkmaktır. Ancak bunu tek başımıza başarabilmemiz pek de mümkün görünmüyor.

Hâlihazırda bu konuda yürütülen çalışmalar olsa da okulda ve aile içinde verilecek eğitimlerle medya okuryazarlığı konusundaki farkındalık daha da artırılmalıdır. Gerçek bilgi kaynakları çeşitlendirilmeli ve çoğaltılmalı, etkileri yaygınlaştırılmalı, bu kaynaklara ulaşım kolaylaştırılmalıdır.

Yürütülen çalışmalar devlet ve sivil toplum kuruluşlarınca gerçekleştirilmeli veya desteklenmelidir. İşte ancak bunlar hayata geçirilebilirse kabuğumuzu kırıp gerçek bilgiye ulaşabilir, ötekini başka bir gözle görebiliriz.

Sağlıcakla kalın.