İki aylık uzun bir tatilin ardından okullar yeniden açıldı. Bugünlerde okul çevrelerine baktığımda birbirinden farklı duyguların aynı anda yaşandığını görüyorum. Bir tarafta ilk kez okula başlayan miniklerin şaşkın, biraz yabancı, bolca meraklı bakışları… Diğer tarafta yeni bir sınıfa, yeni bir okula, hatta bazıları için yeni bir şehre adım atan gençlerin heyecanı…

İlk kez okula başlayan çocukların görüntüsü ise benim için her zaman ayrı bir anlam taşır. Boylarından büyük çantalarını sırtlarına takmış, içine neredeyse ihtiyaç duyabilecekleri her şeyi doldurmuş minikler… Kimi annesinin elini bırakmak istemiyor, kimi sınıfın kapısından merakla içeri bakıyor, kimi ise hiçbir şey olmamış gibi arkadaşlarının peşinden gidiyor. Aslında hepsinin ortak bir özelliği var: Yepyeni bir dünyaya adım atıyorlar.

Bu süreç yalnızca çocuklar için değil, aileler için de yeni bir başlangıç anlamına geliyor. Veliler bir yandan çocuklarının eksiklerini tamamlamaya çalışıyor, kırtasiye malzemelerini alıyor, çantasını, ayakkabısını, kıyafetini hazırlıyor. Diğer yandan artan fiyatlardan, okul ihtiyaçlarının aile bütçesine getirdiği yükten dert yanıyorlar. Haklılar. Bir çocuğun okul masrafını karşılamak, bugün birçok aile için hiç de kolay değil.

Ama bütün bu telaşın içerisinde başka bir telaş daha var: Öğretmenlerin telaşı.

Ben de bir öğretmen olarak bu heyecanı çok iyi biliyorum. Yeni bir eğitim öğretim yılına en iyi halimizle başlayabilmek için tatil boyunca dinlenmeye, kendimizi toparlamaya ve zihnimizi yenilemeye çalışıyoruz. Çünkü biliyoruz ki karşımıza çıkacak her çocuk bizden farklı bir şey bekleyecek. Kimi sevgiye, kimi ilgiye, kimi cesaretlendirilmeye, kimi de sadece anlaşılmaya ihtiyaç duyacak.

Bu nedenle öğretmenler için de bugün aslında yeni bir yılın ilk günü değil, yeni hikâyelerin ilk günü.

Velilere ise özellikle bir tavsiyem var:

Lütfen bu süreci olağanüstü, korkulacak veya endişe edilecek bir durum haline getirmeyin.

Çocuğunuz ilk kez sizden farklı bir ortama giriyorsa, bunu bir kayıp gibi değil, büyük bir kazanç gibi görün. Elbette merakınızı ve endişenizi anlıyorum. Bir anne, bir baba çocuğunun başına ne geleceğini bilmek ister. Fakat çocuğun hayata atılması, kendi ayakları üzerinde durmayı ve hayatı öğrenmesi için bu süreç şart.

Üstelik kim olursanız olun; doktor, profesör, öğretmen, mühendis, işçi… Çocuğunuz okula başladığında siz de aslında onunla birlikte yeni bir dünyaya dahil olacaksınız. Onun değişimini izleyecek, onunla birlikte yeni şeyler öğreneceksiniz.

Gençlere de küçük bir tavsiyem var: Yeni arkadaşlıklara, yeni fikirlere ve yeni deneyimlere açık olun. Her karşılaştığınız insanın size öğreteceği bir şey olabilir. Kendinizi geliştirmekten ve soru sormaktan çekinmeyin.

Öğretmen arkadaşlarıma ise tek bir cümlem var: Bir çocuğun hayatında bırakacağınız güzel bir izin, anlattığınız onlarca dersten daha değerli olabileceğini unutmayın.

Ve nihayet…

Zil çaldı. Haydi okula!

Koridorlar yeniden çocuk sesleriyle dolacak, sınıflarda yeni hikâyeler başlayacak. Kimi ağlayacak, kimi gülecek, kimi korkacak, kimi merak edecek.

Ama hepsi büyüyecek.

Bizlere düşen ise onların bu büyüme yolculuğunda yanlarında olmak.