2025 yılına baktığımda, dünya haritası gözümde küçülüyor ama çocukların yükü büyüyor. Sınırlar değişiyor, dengeler sarsılıyor; olan yine en sessizlere oluyor. Rakamlar konuşuyor ama ben, o rakamların içindeki çocukları görüyorum.
2025 verileri, dünya genelinde yaklaşık 470 milyon çocuğun savaş, çatışma ya da ciddi insani kriz bölgelerinde yaşadığını söylüyor. Bu sayı bir istatistik değil; yarım kalan masalların, susturulan kahkahaların toplamı. Gazze’de çocuk olmak, bu yıl da hayatta kalma mücadelesine dönüşmüş durumda. Binlerce çocuk, okula gitmeyi değil; bir sonraki sabaha uyanıp uyanamayacağını düşünerek büyüdü. Oyuncak değil, sığınak aradılar. Bir çocuğun çizdiği resimde güneş değil, duman vardı.
Filistin’de yaşananlar, dünyanın vicdan sınavı olmaya devam etti. Eğitim kurumlarının büyük bölümü ya yıkıldı ya da işlevsiz hâle geldi. On binlerce çocuk, eğitim hakkından tamamen koparıldı. Bir neslin hafızasına, kitaplardan önce enkazlar kazındı.
Afrika’nın birçok ülkesinde tablo farklı ama acı aynıydı. Sahra Altı Afrika’da her beş çocuktan biri, 2025’te ya okula hiç başlayamadı ya da eğitimini yarıda bıraktı. Açlık, iklim krizi ve yoksulluk; çocukların omzuna erken yaşta yetişkin sorumlulukları yükledi. Bazıları su taşırken, bazıları ailesini doyurmak için çalışırken çocukluğunu kaybetti. Dünya, bu çocuklara bakıp “sonra” dedi; ama çocukluk “sonra”ya kalmıyor.
Zorunlu göç ise yılın en ağır başlıklarından biri oldu. 2025’te 120 milyonu aşkın insan yerinden edildi; bunun neredeyse yarısı çocuktu. Yeni ülkeler, yeni kamplar, yeni belirsizlikler… Bir çocuğun evi artık bir adres değil, geçici bir çadırdı.
Bütün bunları yazarken karanlığa saplanıp kalmak istemiyorum. Çünkü dünya, aynı yıl küçük de olsa umutlar üretmeyi başardı.
Bazı ülkelerde savaşın ortasında bile kurulan geçici sınıflar, gönüllü öğretmenlerle devam eden dersler, çocuklara “unutulmadık” duygusunu verdi. Uluslararası bilim ve sanat projelerinde, yoksul bölgelerden çıkan çocukların başarı hikâyeleri yayıldı. Bir çocuğun yaptığı resmin Birleşmiş Milletler salonlarında sergilenmesi, başka bir çocuğun yazdığı mektubun dünyaya ulaşması… Bunlar küçük haberlerdi ama büyük anlamlar taşıdı.
Ülkemiz açısından bakıldığında ise 2025’in karanlığına düşen küçük ama güçlü ışıklardan biri sporun birleştirici gücü oldu. Bir maçın son anlarında bir spikerin ağzından dökülen “Uçakta bir koltuk daha ayırın, orada bir kupa olacak” cümlesi, benim için yalnızca bir şampiyonluk anonsu değildi; umudun yüksek sesle ilanıydı. Fenerbahçe Beko’nun EuroLeague şampiyonluğu, kupadan çok daha fazlasını temsil etti. O kupa, tribünlerde, ekran başlarında ve en çok da çocukların yüreğinde yer buldu. 2025’te benim için en güzel anlardan biri, sınıfımdaki Fenerbahçe sevdalası çocukların o kupayla yaşadığı saf sevinçti. Gözlerinde parlayan o coşku, dünyanın tüm olumsuzluklarına inat, “imkânsız” kelimesinin çocukların sözlüğünde yeri olmadığını bir kez daha hatırlattı.
Ben 2025’i böyle hatırlıyorum, verilerimi UNESCO’dan aldım, merak eden herkesin rahatlıkla ulaşabileceği veriler. Acının çok, adaletin az; ama umudun tamamen susmadığı bir yıl. Dünya çocuklara hâlâ borçlu. Ve bu borç, ertelenerek değil; vicdanla ödenir.