Evlat acısı, kelimelerin bittiği yerde başlayan sessiz bir çığlıktır. Bu satırlar; kalbi bu ağır imtihanla sarsılanlara, acıyı inkâr etmeden veya isyana düşmeden onu Allah’a nasıl emanet edebileceğimizin yol haritasını sunuyor.

Bakara Suresi bizi sarsıcı bir hakikatle uyarır: “Andolsun ki sizi biraz korku ve açlıkla; bir de mallar, canlar ve ürünlerden eksilterek deneriz. Sabredenleri müjdele.” (Bakara, 155). Evlat kaybı, bu eksilmenin en yakıcı hâlidir. Peki, bu dayanılmaz sızı karşısında kalbimiz hangi yola sapıyor? Acı bizi Allah’a mı yaklaştırıyor, yoksa O’ndan mı uzaklaştırıyor?

İslam acıyı inkâr etmez, aksine onu ehlileştirmeyi öğretir. Bu yolun en berrak örneği Hz. Yakub’dur (a.s.). Oğlu Yusuf’un hasretiyle kavrulurken, teslimiyetin zirvesini şu cümleyle kurar: “Ben gam ve kederimi ancak Allah’a şikâyet ederim.” (Yusuf, 86)

Bu bir isyan değil; kederi doğrudan Rahman’a açma hâlidir. İnsana şikâyet edip teselli aramak yerine, acıyı asıl sahibine arz etmektir. Bazı ariflerin, “Yanacaksan Allah için yan!” demesi de bu yüzdendir. Bu söz, acının yok sayılması değil; kederin bizi hakikatten koparan bir saplantıya dönüşmesine izin vermememiz, en koyu karanlıkta bile yönümüzü Rabbimize dönmemiz gerektiğini vurgular.

Acıyı Hayra Dönüştürmek

Bu içsel yolculuk, sadece duyguyla değil, somut amellerle de taçlanır:

Dua ve Namazla Direniş: “Ey iman edenler! Sabır ve namazla yardım isteyin. Şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir.” (Bakara, 153). Namaz, o ağır yükü yere bıraktığımız andır.

Sadaka-i Cariye: Kaybedilen evlat adına bir su kuyusu açmak veya bir öğrenci okutmak; acıyı kuruyup giden bir kederden, sonsuza dek akan bir hayır pınarına dönüştürmektir.

Tefekkür: Bu imtihan bana ne söylüyor? Hayatın geçiciliğini, her anın emanet olduğunu ve asıl vuslatın nerede olduğunu hatırlatıyor mu?

Nihai İstasyon: Rıza Bu uzun ve zahmetli yolculuğun nihai hedefi, “rıza” makamıdır. Rıza; acının kendisini lütuf sayıp sevinmek değil, o acıdan süzülen manevi olgunluğa ve Rabbine yakınlaşma vesilesine hamdetmektir. Bu hâl, acının ateşini belki söndürmez; ama sabır ve teslimiyet kalkanıyla o ateşte yanmadan yürümeyi sağlar.

Unutmayalım: Acı, sadece yakıp yıkan bir kor değil; bazen yolu aydınlatan bir meşale, bazen de ruhu terbiye eden bir öğretmendir. Tek şart; onu isyanla heba etmek yerine, Hz. Yakub gibi şikâyet ve sabırla Allah’a emanet etmektir.