Gerçek olgunluk, göğe doğru devleşen bir ağaç olmak mı, yoksa toprağa, yani köke doğru eğilmek mi? Belki de cevabı, bir yetişkinin yorgun bakışlarında değil, bir çocuğun hayret dolu göz bebeklerinde aramalıyız.

Kadim bilgelik, Allah’ın seçkin kullarından olmak istiyorsan, ahlakını çocuklarınkine benzet, diye fısıldar. İlk duyulduğunda kulak tırmalayan bir davet bu... Büyümek; katılaşmak, zırh kuşanmak ve strateji kurmak değil miydi? Oysa burada önerilen; soyunmak, sadeleşmek ve kirlenmiş bilgileri bir kenara bırakıp o ilk, saf bilmeyişe geri dönmektir.

Çocukları hatırla; onlar rızık telaşının karanlık dehlizlerinde kaybolmazlar. Akşamın ekmeği için kaygılanmaz, yarının açlığıyla bugünün tadını bozmazlar. Biz ise sofradan doymuş kalksak da gönlümüzdeki o amansız açlığı bastıramayız. Sahi, biz gerçekten ihtiyacımız olanı mı arıyoruz, yoksa hiç dolmayacak bir hırs kuyusuna mı taş taşıyoruz?

Onlar canı yandığında ağlar ama hayata küsmezler. Bir sitem değil, bir nidadır onlarınki. Biz ise ruhumuzun en küçük çiziğinde Neden ben? mahkemeleri kurar, kaderi sanık sandalyesine oturturuz. Acıya verdiğimiz bu tepki, kaybettiğimiz sabrın mı yoksa körelen teslimiyetimizin mi ilanıdır?

Bir sofrada çocukların neşesini izle; ekmeği bölmek onlar için bir oyun, paylaşmak ise doğal bir reflekstir. Biz büyüdükçe tabaklarımızı büyüttük ama gönül soframızı daralttık. Paylaşamadığımız her şeyin aslında sahibi değil, bekçisi olduğumuzu ne zaman unuttuk? Kavga eder, beş dakika sonra aynı oyunun içinde el ele tutuşurlar. Kin, onların taze yüreklerinde barınacak yer bulamaz. Biz ise yıllanmış öfkeleri birer madalya gibi göğsümüzde taşırız. Bağışlamayı bir zayıflık sanacak kadar ne zaman küçüldük?

En sarsıcı olanı ise gözyaşlarıdır. Onlar korkunca sığınacak bir kucak arar ve hesapsızca ağlarlar. Biz ise etrafımıza buzdan duvarlar örer, güçlü görünme maskesi altında içten içe çürürüz. Gözyaşı sahiden bir acziyet belirtisi mi, yoksa ruhun kirlerinden arınma biçimi mi?

Belki de hayatın asıl meselesi daha çok şey öğrenmek değil; saflığımızı bozan o gereksiz yükleri unutmak ve unuttuğumuz o duru hakikati hatırlamaktır. Çocuk gibi duymak ama bir bilgenin farkındalığıyla yaşamak...

Eğer bugün, yedi yaşındaki halinle bir sokak köşesinde karşılaşsaydın; o çocuk, dönüştüğün bu 'yetişkin' adamın gözlerine hayranlıkla mı bakardı, yoksa hayal kırıklığıyla başını öne mi eğerdi?