Hayat bazen bizi sınırlarımızın eşiğine getirir. Orada kırılırız ama her kırık, yalnızca bir son değil; yeni bir formun ihtimalidir. Esneklik, çatlağı inkâr etmek değil, onun içinden sızanı görebilmektir.
Bir çıkış ararken içimizde tek bir soru yankılanır: “Şu anda beni ayakta tutan ne?” Çoğu zaman aradığımız, büyük cevaplar değil; her şeyin içinden geçip bize ulaşan küçük ama sıcak bir gerçektir.
Bu arayış, “Her şeye rağmen hâlâ iyi olan ne?” sorusunda somutlaşır. Bu bir teslimiyet değil, “Ben hâlâ buradayım” diyebilen iç sesin cesaretidir. Peki, şimdi neye tutunuyoruz? Bizi sessizce hayata bağlayan o görünmez bağlar neler?
Zor zamanlarda zihnimiz geçmişte oyalanır: “Keşke”ler, “Neden ben?”ler… Bu sorular acıyı hafifletir gibi görünür ama çoğu zaman onu derinleştirir. Asıl dönüştürücü olan başka bir sorudur: “Şu anda, burada, iyi olan ne var?”
Bir an durup gerçekten baksak; bir dostun sesindeki samimiyet, derin bir nefesin getirdiği sükûnet ya da pencereden süzülen sıradan bir gün ışığıyla karşılaşabiliriz. En karanlık zamanlarda bile iyiliğin bir yerlerde varlığını sürdürdüğünü görmek, bakışı değiştirir.
İnsan iyiliğe çabuk alışır; bu yüzden kayıp, her şeyi silip süpürmüş gibi hissedilir. Ama gerçekten öyle midir? Ayakkabısı olmayan bir çocuk, başkalarının ayakkabılarına bakarken üzülür; ta ki iki ayağı da olmayan bir çocukla göz göze gelene kadar. O an, yere basabildiğini fark eder. Viktor Frankl’ın söylediği gibi: “Değiştiremeyeceğimiz bir kaderin içinde bile yaşamak için bir neden bulunabilir.” Bizim nedenimiz ne olurdu? Sevdiğimiz bir yüz mü, tanıdık bir koku mu, yoksa yalnızca nefes alıyor olmanın sessiz gerçeği mi?
Bu “neden”leri bulmak, sadece düşünmekle değil, yazmakla mümkündür. Kalemi elimize alıp soralım: Bugün hayata tutunmamı sağlayan üç şey nedir? Yazdıkça anlarız; kelimeler yargılamaz, süslemez. Sadece olduğumuz yeri gösterir. Ve bazen bu kelimeler, bir başkasına da ayna olur; içimizdeki ışık, başka bir karanlığa yol gösterir.
İyiyi kaydetmek, yalnızca kriz anlarında değil, gündelik hayatın içinde sürdürüldüğünde gerçek bir esneklik yaratır. Çünkü esneklik, yalnızca onarmak değil; hasarla birlikte yeni bir anlam kurabilmektir.
Belki de şimdi, tam burada, içimizde kalan ışığı kelimelere dökmenin zamanıdır. Çünkü bu yolculuk, sadece bireysel değil; hepimizin içinden geçen ortak bir nehirdir.