“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve doğrularla beraber olun!” (Tevbe, 119)
Bu çağrı yalnızca iyi çevre seçme tavsiyesi değildir; manevi olgunlaşmanın yöntemidir. İslam düşüncesinde doğruluk (sıdk), sadece yalan söylememek değil, niyetle davranışın uyumudur. İnsan yakınlık kurmaya muhtaçtır ve bu yakınlık ruhu boyar. İmam Gazali’nin uyarısı bu gerçeği özetler: “İnsanın tabiatı hırsızdır; yanındakinin ahlakını alır.” Kalbimiz, yanında durduğu kişiden iz taşır.
Klasik eğitim anlayışında “lisan-ı hal”, sözden etkilidir. Söz kulağa, davranış kalbe hitap eder. Bir bilgenin şu öğüdü bunu anlatır: “Seni Allah’ı hatırlatan, sözleriyle değil hâliyle öğüt veren kişinin yanından ayrılma.”
Gerçek rehber, dürüstlüğü anlatan değil, yaşayan insandır. Hiç birinin vakarı karşısında kibrinizden utandığınız oldu mu? Ya da cömertliği görünce içinizdeki hasedin eridiğini hissettiniz mi? Bu, kelimesiz bir eğitimdir. Doğru insanla yakınlık, ruhu dönüştüren sessiz bir yansımadır.
Doğru insanlarla beraberlik bir korunma kalesidir. Bazı insanların yanında daha sade ve daha sahici hissederiz; onlar kalbi parlatan ayna gibidir.
Fakat asıl soru şudur: Biz kimin aynasıyız? Birinin doğruluk yolculuğunda güvenli bir sığınak olabiliyor muyuz? Çünkü birlikte olduklarımız sadece bizi etkilemez; biz de onları etkileriz. İyi insanları seçmek kadar, onlardan biri olmaya çalışmak da sorumluluğumuzdur.
Karakter, kürsüdeki sözlerde değil; zor anlarda yapılan tercihlerde görünür. İnsan ya iyi ahlakın izini sürerek kalbini arındırır ya da hakikatten uzak kalabalıklarda kaybolur.
İyi ve dürüst insanlarla birliktelik, yalnızca ahlaki bir öğüt değil; ruhu koruyan görünmez bir kalkandır. Bazen en büyük ders, tek kelime edilmeden, vakur bir yürüyüşün ardında bırakılan izdir.