Epiktetos'un kadim sorusu: Ölüm seni bulduğunda ne yapıyor olmak istersin? Bu, gündelik telaşın ötesine geçip hayatın anlamına dokunan bir sorgulama.

Filozof, faydalı ve asil bir şey yaparken ölmek istediğini söyler. Peki, modern dünyada “asil” olan nedir? Toplumsal başarı mı, yoksa insanlığa dokunan küçük, sessiz eylemler mi?

Epiktetos, yüce şeyler yaparken değil, kendini geliştirirken, huzur ararken ve ilişkilerine değer katarken ölmeye de hazırdı. Biz kaçımız sonucu belli olmayan bu içsel yolculuğu nihai hedef sayarız?

Verdiğin yetileri ihmal etmedim, diyor Tanrı’ya. Yaşam, bize ödünç verilmiş bir yetenekler bütünü. Her nefes, farkında olmakla değer kazanan bir hediye.

Anlam büyük zaferlerde değil, sıradan anların bilincinde saklı: Sabah kahvesindeki kuş sesi, sevdiklerimize dokunuşumuz… Ölüm bizi tam da bu “küçük kutsamaların” farkında olduğumuz bir anda yakalarsa, son nefes bir yenilgi değil, tamamlanmış bir daire olur.

Kendine sor:

- Şu an yaptığın işle ölsen, ardında soğuk bir rakam mı, sıcak bir iz mi kalırdı?

- “Gelişim”in iç huzuruna mı, yoksa dış onaya mı hizmet ediyor?

- Minnettarlığın için daha fazlasını mı bekliyorsun, yoksa elindeki “az”ın bile bir ödünç olduğunun farkında mısın?

Yaşamın gerçek başarısı, son nefeste “kullanmaktan memnun oldum” diyebilmektir. Sahip olduğun her nefes, resme bir fırça darbesi atmak için verilmiş bir fırsat. Hangi rengi katıyorsun?