Bakıyorum da hayata… Büyüdükçe her şey ne kadar da gerçekçi oluyor. Çocukluğunda pembe bulutların üzerine kurduğun hayallerin bir gün gelip dağılıp gideceğini bilirsin ama o gün gelip çattığında neler hissedeceğini bilmezsin. Bazı gerçekler yaşamadan önce bizim için birer ihtimalden ibarettir. Oysa yaşadıkça anlarız bazı ihtimaller bizim gerçeklerimizdir.

Hayat bizlere sunulan hediye kutusundan ibaret. Küçükken sadece içindeki güzelliklerine inandığımız, samimiyetini sorgulamadığımız kocaman bir kutu. Sonra büyüdük. Kutunun her kapağını açışımızda biraz hayal kırıklığı, biraz eksiklik gördük.

Meğer büyümek buymuş, sadece yaş almak değilmiş. Bir zamanlar canimizi yakacağını düşünmediğimiz şeylerin içinden geç geçmekmiş. Bir söze eskisi kadar inanmamak, bir insana eskisi kadar güvenmemek, saf duygularımızı yavaş yavaş kaybetmekmiş büyümek.

Tozpembe hayallerimizin tozu gidince, ortaya çıkan rengi beğenmeyişimizmiş büyümek. Çünkü insanın büyümesi, içindeki bütün renklerin solması demek olmamalı. Hayatın acımasızlığını görmek, güzelliklerine körleşmeyi gerektirmemeli. Yaralanmış olmak, bir daha hiçbir şeyin bize dokunmasına izin vermemek anlamına gelmemeli.

Biliyorum, belki de büyümek içimizde eksilenleri inkâr etmeden, kalanları da küçümsemeden yaşayabilmekmiş.