Koşulsuz sevgi sıkça yüceltilir; ama nadiren gerçekten anlaşılır. Çoğu zaman onu, karşılığından vazgeçilen bir fedakârlık ya da sınırsız bir tahammül sanırız. Oysa koşulsuzluk, başkasına kendini feda etmekten çok, sevginin üzerine kurduğumuz gizli pazarlıkları fark edebilme cesaretidir.
Birini severken farkında olmadan şartlar koyarız. Anlaşıldığımızda, karşılık gördüğümüzde, beklentilerimiz karşılandığında… Sevgi bu koşullar sağlandıkça akıyor gibidir. Bozulduğunda ise kırgınlık başlar. O anda eksilen şey gerçekten sevgi midir, yoksa beklenti mi?
Gerçek sevgi, sonucu garanti altına alma ihtiyacından yavaş yavaş vazgeçmeyi gerektirir. Bir iyilik yaparken içten içe borç hanesi açmamak, “ben verdim” düşüncesinin zihinde yer etmesine izin vermemek… Sevgi burada bir alışveriş değil, yaşanan bir hâl olur.
Evcil hayvanlarla kurulan bağ bu yüzden sarsıcıdır; çünkü burada sevgi bir ödül değil, bir varoluş biçimidir.
Koşulsuz sevgi, başkasını sevmekle ilgili değil; sevilme ihtiyacından vazgeçebilme cesaretiyle ilgilidir.
Çünkü insan, en çok sevgi vermekte değil, sevilmeden de var olabilmekte zorlanır.
Koşulsuz sevgi, başkasında değil, insanın kendi içinde açılan bir alandır. Büyük jestlerde değil; yargılamadan dinleyebilmekte, müdahale etmeden yanında durabilmekte kendini gösterir.
Sonunda şu soru kalır:
Sevgiyle kurduğunuz bağlar sizi sıkılaştırıyor mu, yoksa genişletiyor mu?
Cevap çoğu zaman karşınızdakinde değil; sevginin içine fark etmeden yerleştirdiğiniz koşullarda saklıdır.