Van, Türkiye’nin bittiği yerde değil, Asya’ya uzandığı yerde.
Bu sözü Van Valimiz Sayın Ozan Balcı’dan duymuştum. “Ne kadar vizyoner bir bakış açısı!” diye düşünmüştüm. Valimizin şehrimizde hayata geçirdiği çalışmalarda da bu vizyonun izlerini gördüğümüzü belirtmeden geçemem.
Van’ı çoğu zaman Türkiye’nin en doğusundaki şehir olarak tarif ederiz. Oysa başka bir gözle bakınca Van’ın Türkiye’nin sonunda değil, Asya’ya açılan yolların başında olduğunu görürüz.
Bazen tek bir cümle, bir şehre bakışımızı değiştirir.
Yüzyıllarca İpek Yolu’nun kervanları bu topraklardan geçti. Bugün kervanların yerini tırlar aldı; Van’ın coğrafi önemi değişmedi. Fakat coğrafi avantaj tek başına kalkınma getirmez. Üretim, yatırım ve insan gücü ister.
Ülkemiz ciddi ekonomik sıkıntılarla karşı karşıya. Ancak yaşadıklarımızı değerlendirirken dönemin şartlarını da unutmamalıyız.
Tarihi değerlendirirken o günün şartlarına bakarız. Ekonominin de geçmişten gelen birikimi ve hafızası vardır.
Biz, yarın tarih kitaplarında şartları uzun uzun anlatılacak bir dönemin içindeyiz.
2011 Van depremleri, 15 Temmuz darbe girişimi, pandemi, 6 Şubat depremleri… Çevremizdeki savaşlar, bölgesel gerilimler, enflasyon ve artan üretim maliyetleri…
Van’ın hafızası ise çok daha eski. Yirminci yüzyılın başındaki savaşlar, işgal, çatışmalar ve göçler ile sonraki yılların terör kaynaklı güvenlik sorunları ve depremleri bu şehirde derin izler bıraktı. Ama Van her defasında yeniden ayağa kalktı.
Bu yüzden bugünün sıkıntılarını son durak olarak görmem. Bazen sancı, yeni bir doğumun habercisidir. Ancak umut, çalışmayla ve doğru kararlarla gerçeğe dönüşür.
Elbette şartları anlamak, eksikleri mazur görmek değildir. Yapılanları da yapılmayanları da hakkaniyetle değerlendirmektir.
Her eksikliğin sorumlusu devlet, her çözümün adresi yine devlet olamaz. Devletin altyapı, ulaşım ve yatırım ortamı oluşturma sorumluluğu vardır; bu imkânları üretime ve istihdama dönüştürmek ise girişimcinin görevidir.
Devlet yol yapar; o yolu ticarete dönüştüren girişimcidir. Sınır kapısını geliştirir; ihracatı büyüten üreticidir.
“Devlet ne yaptı?” diye sorarken “Biz ne ürettik, kaç kişiye iş sağladık?” diye de sormalıyız.
Bu soruyu önce kendime ve yıllardır içinde bulunduğum iş dünyasına yöneltiyorum.
Ekonomi uzmanı olduğumu iddia etmiyorum. Naçizane, yıllardır ticaretin içinde bulunan, önemli iş dünyası derneklerinin yönetim kademelerinde uzun süreler sorumluluk üstlenmiş biri olarak yatırımın, üretimin ve istihdamın hem kıymetini hem zorluklarını bilirim.
Van’da önemli kamu yatırımları yapıldı. Ancak Van Gölü’nün kuzeyinden geçmesi önerilen demiryolu hattı, Van–Şırnak kara yolu, sanayimizin finansman ve nakliye sorunları hâlâ çözüm bekler.
Fakat kalkınma yalnızca yol ve fabrikadan ibaret değildir. Bütün bunlara değer kazandıran insandır.
Beşerî sermaye, insanın bilgisi, eğitimi ve üretme gücüdür. Gelişmiş ülkeler yetişmiş insanları çekmek ve gençleri yetiştirmek için yarışır.
TÜİK’in 2025 verilerine göre Van’da 15–24 yaş grubunda 209 binden fazla genç bulunuyordu. Bu yaş grubunun nüfus içindeki oranı Türkiye ortalamasının üzerindedir.
Bu gençler iyi yetişirse yarının mühendisleri, girişimcileri, teknisyenleri ve bilim insanları olur. Yetişmezlerse büyük bir fırsatı kaçırırız. Üniversiteyle sanayiyi buluşturmak, mesleki eğitimi ve istihdamı güçlendirmek zorundayız.
Bir şehrin gelişmesi, insanların bir araya geldiği mekânlarla da ilgilidir.
Horhor Camii ve çevresindeki düzenlemeler bunun güzel bir örneğidir. Tarihî bir alanın yeniden canlanması, insanların buluştuğu ve sosyalleştiği bir mekân oluşturdu.
Bacasız sanayi dediğimiz turizm de Van’ın önemli fırsatlarından biridir.
Eski Van Şehri’nde yaklaşık 800 yıllık Ulu Cami’nin restorasyonu sürerken Süleyman Han, Kaya Çelebi ve Horhor camileri yeniden ibadete kazandırıldı. Kızıl Minareli Camii, Abbasağa Camii, Hüsrev Paşa Hanı, Miri Ambarı ve Çifte Hamam’daki ihya çalışmaları, tarihî güney ve doğu surlarının yeniden ayağa kaldırılması ve Osmanlı dönemine ait pazar yerinin gün yüzüne çıkarılması şehrimizin tarihî hafızasını canlandırıyor. TOKİ’nin butik oteller, çarşı, atölyeler ve sosyal alanlarla bölgeye yeniden hayat kazandırmayı hedefleyen projesi ise bu mirası turizm ve ticaretle buluşturabilecek önemli bir adımdır.
Üstelik bunlar, Van genelinde yürütülen çalışmaların yalnızca Eski Van Şehri’ne yansıyan kısmıdır.
Ancak devletin yaptığı yatırımın ekonomik karşılık bulması için özel sektörün de harekete geçmesi gerekir.
Van Gölü Sahil Yolu bunun somut örneğidir. Kamu eliyle yapılan yol ve sosyal alanlar insanları gölle buluşturdu. Kafe ve büfe gibi hizmetler ise bu alanın sosyal ve ekonomik hareketliliğine katkı sağladı.
Devlet imkân oluşturur, girişimci o imkânı ekonomik değere dönüştürür. Aynı anlayışı Eski Van Şehri’nde, turizmde ve sanayide geliştirmeliyiz.
Bütün bunların gerçekleşmesi için bir şeye daha ihtiyacımız var: birlikte hareket etme iradesine.
Mesele Van olduğunda siyasi görüşler, kurumsal rekabetler ve şahsi hesaplar bir kenara bırakılmalı.
Farklı düşünmek mümkündür, hatta gereklidir. Çünkü benimle aynı pencereden bakan, benimle aynı şeyi görür. Başka bir pencereden bakan ise benim göremediğimi gösterir. Farklılıklarımız ayrışma sebebimiz değil, zenginliğimizdir.
Koskoca bir ilin geleceğini ne bir kişi ne bir kurum ne de bir siyasi görüş tek başına inşa edebilir.
Van için bir araya gelmek zorundayız. Amasız, fakatsız; yalnızca Van için.
Bu şehir hepimizin. Van’ın geleceğini birbirimize karşı değil, birlikte ne kadar güçlü olduğumuz belirler.
Van’a Türkiye’nin en doğusundaki şehir olarak bakarsak mesafeleri, Asya’ya açılan kapı olarak bakarsak imkânları görürüz.
Sözümüz insana, hesabımız Allah’a.
Selam ile…