Son zamanlarda neredeyse konuştuğum her öğretmen arkadaşımdan aynı cümleyi duyuyorum:

“Çocuklar okulu sevmiyor.”

“Okula zorla geliyorlar.”

“Derse motive etmekte çok zorlanıyoruz.”

“Bir an önce eve gitmek istiyorlar.”

Bazen 20-30 kişilik bir sınıfta yalnızca 5-6 öğrencinin dersi gerçekten dinlediğini, diğer öğrencileri derse dahil etmek için büyük bir çaba harcadığımızı görüyoruz. Ders dinlemek, soru sormak, arkadaşının düşüncesini dinlemek yerine sınıfın düzenini bozmak daha cazip hale gelebiliyor. Hatta zaman zaman çocuklara “Sus, arkadaşlarını rahatsız etme.” demeye bile çekinir hale geliyoruz. Çünkü hemen arkasından “Çocuğuma neden böyle söylediniz?” şeklinde bir veli tepkisi gelebileceğini düşünüyoruz.

Peki neden?

Çocuklar gerçekten okulu mu sevmiyor, yoksa okulla çocuk arasındaki bağı biz mi zayıflattık?

Bence bu sorunun tek bir cevabı yok.

Öncelikle çocuklardan söz ederken onların yalnızca “öğrenci” olmadığını unutmamamız gerekiyor. Onların da merakları, duyguları, korkuları, alışkanlıkları ve beklentileri var. Fakat bugün çocukların dünyası geçmişe göre çok farklı.

Evde telefon, tablet, bilgisayar ve sınırsız eğlence imkânı bulunan bir çocuğun, günün belirli saatlerinde oturup öğretmeni dinlemesi elbette daha zor hale geliyor. Çünkü telefon anında eğlendiriyor. Bir tuşa dokunduğunda yeni bir video, yeni bir oyun, yeni bir ses, yeni bir görüntü karşısına çıkıyor. Okul ise sabır istiyor. Dinlemek, düşünmek, beklemek, emek vermek ve bazen defalarca denemek gerekiyor.

Belki de çocuklarımızı sabır isteyen bir dünyaya, sabırsızlığın hâkim olduğu bir ortamda yetiştiriyoruz.

Bir başka mesele de evdeki konfor.

Çocuklarımızın ihtiyaçlarını karşılamak elbette hepimizin görevi. Fakat ihtiyaç ile her istediğini hemen yerine getirmek arasında önemli bir fark var. Çocuğun hiçbir sorumluluk almadan, istediği her şeye kolayca ulaşabildiği bir ortamda yetişmesi; okulda karşılaştığı kuralları, sorumlulukları ve sınırları daha ağır hissetmesine neden olabiliyor.

Okulda “bekle”, “sıranı bekle”, “arkadaşını dinle”, “ödevini yap”, “çantanı kendin hazırla” diyoruz. Evde ise çoğu zaman onun yerine bunları biz yapıyoruz.

Sonra da çocuğun neden sorumluluk almak istemediğini sorguluyoruz.

Elbette burada velilere de önemli bir sorumluluk düşüyor. Eğitim yalnızca okulun işi değildir. Öğretmen çocuğa rehberlik eder, bilgi verir, beceri kazandırmaya çalışır. Fakat çocuğun karakterinin, alışkanlıklarının ve çalışma disiplininin oluştuğu en önemli yerlerden biri de evdir.

Bazen bütün sorumluluğu okuldan bekliyoruz.

“Öğretmen ilgilensin.”

“Öğretmen okuma alışkanlığı kazandırsın.”

“Öğretmen ödev yaptırsın.”

“Öğretmen çocuğumu motive etsin.”

Elbette öğretmenin sorumluluğu çok büyük. Ama öğretmen, okulda birkaç saat içinde ailenin bütün eksiklerini tamamlayamaz.

Çocuğun evde kitap görmesi, belli sorumluluklarının olması, uyku düzeninin bulunması, telefon kullanımının sınırlandırılması ve ailesinin eğitim sürecine gerçekten dahil olması gerekiyor.

Bir de başarı baskısı var.

Çocuğa sürekli “Kaç aldın?”, “Arkadaşın kaç aldı?”, “Sınıfta kaçıncı oldun?” diye sorarsak okul onun için öğrenmenin ve keşfetmenin yeri olmaktan çıkıp sürekli kendisini kanıtlamak zorunda olduğu bir yere dönüşebilir.

Oysa çocuk hata yapabilmeli.

Yanlış cevap verdiğinde utanmamalı.

Soru sorduğunda küçümsenmemeli.

Bazen sadece merak ettiği için söz alabilmeli.

Çünkü öğrenmek biraz da yanlış yapma cesaretidir.

Bana göre okulun çocuklar için yeniden cazip hale gelmesinin yolu, yalnızca daha fazla etkinlik yapmak ya da dersleri eğlenceli hale getirmekten geçmiyor. Çocuğun okulda kendisini değerli, güvende ve ait hissetmesi gerekiyor.

Öğretmenin çocuğu tanıması, velinin öğretmeni yalnız bırakmaması, okulun aileyle iş birliği yapması ve çocuğun teknolojiyle kurduğu ilişkinin yeniden düzenlenmesi gerekiyor.

Çocuklara “Okulu neden sevmiyorsun?” diye sormadan önce belki de kendimize başka bir soru sormalıyız:

Biz çocuklara okulu sevecekleri bir ortam hazırlayabiliyor muyuz?

Çünkü okul yalnızca ders yapılan bir bina değildir.

Çocukların hayata hazırlandığı yerdir.

Ve eğer çocuklarımız okuldan uzaklaşıyorsa, onları suçlamadan önce okulla aralarına ne koyduğumuzu birlikte düşünmek zorundayız.