Son zamanlarda öğretmen arkadaşlarımla yaptığım sohbetlerde benzer cümleleri sıkça duyuyorum: “Çocuklar okula karşı isteksiz, derslere ilgileri az, sorumluluk almak istemiyorlar.” Elbette her öğrenciyi aynı kefeye koymak doğru değil. Ancak farklı okullarda, farklı sınıflarda görev yapan öğretmenlerin benzer sorunlardan söz etmesi, üzerinde düşünmemiz gereken bir durumla karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor.

Peki, nerede yanlış yapıyoruz?

Bir çocuğun eğitim hayatına başladığı ilk yer okuldur diye düşünürüz çoğu zaman. Oysa çocuk okula gelene kadar bir ailede büyür, davranışlar edinir, dünyayı tanımaya başlar. Konuşmayı, paylaşmayı, beklemeyi, başkalarına saygı duymayı ve sınırları öğrenmeye evde başlar. Okul, ailede başlayan bu süreci geliştirir, destekler ve çocuğa yeni bir dünyanın kapılarını açar. Ancak bazen bütün sorumluluğu okulun omuzlarına yüklediğimizi düşünüyorum.

Çocuğumuz kitap okumuyorsa öğretmeni kitap okutmalı, ödevini yapmıyorsa öğretmeni ilgilenmeli, arkadaşlarıyla sorun yaşıyorsa okul bu sorunu çözmeli. Derslerinde başarısız olduğunda öğretmeni sorguluyoruz. Peki, bütün bunların dışında kendimize dönüp şu soruyu soruyor muyuz: Ben çocuğumun eğitimine ne kadar katkı sunuyorum?

Bir çocuğun okulda öğrendiği değerlerin evde karşılık bulması gerekir. Öğretmeni sorumluluk almayı anlatırken evde çocuğun yapabileceği her işi biz üstleniyorsak, ona hangi sorumluluk duygusunu kazandırabiliriz? Okulda kitap okumanın önemini anlatırken evde kitaplarla kurulan bir ilişki yoksa çocuğun okuma alışkanlığını nasıl kalıcı hâle getirebiliriz? Çocuğumuzun eline telefon verip saatlerce sessiz kalmasını bekledikten sonra neden derslere ilgisiz olduğunu sorgulamak ne kadar tutarlı?

Elbette mesele yalnızca telefon değil. Mesele, çocuklarımızla nasıl bir ilişki kurduğumuz ve onlara nasıl bir yaşam ortamı sunduğumuzdur. Çocuk bazen anlatılanı değil, gördüğünü öğrenir. Bizim davranışlarımız, alışkanlıklarımız ve insanlarla kurduğumuz ilişkiler de onların eğitiminde önemli bir yer tutar.

Bir başka sorun da çocuklardan beklentilerimizle onlara sunduğumuz imkânlar arasındaki çelişkidir. Her istediği anında yapılan, sorumluluk almasına fırsat verilmeyen, en küçük zorlukta yetişkinlerin müdahalesiyle karşılaşan bir çocuğun sabretmeyi ve kendi sorunlarını çözmeyi öğrenmesi kolay değildir. Oysa hayat, her istediğimizin gerçekleştiği bir yer değil. Çocuklarımızı yalnızca başarılı olmaya değil, zorluklarla baş etmeye de hazırlamamız gerekiyor.

Burada öğretmenlerin sorumluluğunu küçümsemek gibi bir düşüncem yok. Tam tersine, öğretmenlik mesleğinin ne kadar önemli olduğuna inanıyorum. Öğretmen, bir çocuğun hayatında unutulmaz izler bırakabilir. Bazen bir sözüyle çocuğun özgüvenini güçlendirir, bazen gösterdiği sabırla onun dünyasını değiştirir. Ancak öğretmenin de imkânları, sınırları ve sorumlulukları vardır. Okulun eğitim görevini yerine getirmesi, ailelerin sorumluluklarını ortadan kaldırmaz.

Çocuğun eğitimini yalnızca öğretmenin omuzlarına bırakmak, bir binanın bütün yükünü tek bir kolona taşıtmaya benzer. Aile, okul ve toplum bu yapının birbirini tamamlayan parçalarıdır. Bunlardan biri görevini ihmal ettiğinde ortaya çıkan sorunların bütün yükünü diğerlerinin taşımasını beklemek gerçekçi değildir.

Bana göre artık çocukları kimin daha iyi yetiştirdiğini tartışmak yerine, onların yetişmesine kimin ne kadar katkı sunduğunu konuşmalıyız. Öğretmenleri suçlamak ne kadar kolayımıza geliyorsa ailelerin kendi sorumluluklarını sorgulaması da o kadar önemli. Aynı şekilde okulların ve öğretmenlerin de kendilerini geliştirmeye, eksiklerini görmeye ve çocukların değişen ihtiyaçlarına cevap vermeye devam etmesi gerekiyor.

Çünkü mesele bir tarafın haklı, diğer tarafın haksız olması değil; çocukların geleceğidir.

Yazımın başlığındaki soruya dönecek olursam: Hayır, okul her şeyi düzeltmek zorunda değil. Ama her çocuğun hayatında bir şeyleri güzelleştirmek için üzerine düşeni yapmak zorunda. Aile de öyle, toplum da…

Çocuklarımızın geleceğini yalnızca okullara emanet edemeyiz. Onları birlikte yetiştirmek, birlikte anlamak ve birlikte sorumluluk almak zorundayız.

Çünkü çocukların geleceği, sorumluluğu birbirimize devrettiğimiz yerde değil, sorumluluğu birlikte üstlendiğimiz yerde şekillenir.