Hepimizi derinden düşündüren sosyal problemlerimizden biri de son dönemde okullarımıza yönelik saldırılar ve okulların giderek şiddetin gölgesinde kalmasıdır. Beni asıl endişelendiren ise bu olayların yalnızca yaşanması değil, bir noktadan sonra medya ve sosyal paylaşım siteleri aracılığıyla çocuklar ve gençler arasında adeta moda hâline gelmesi, özendirici bir görüntüye dönüşebilmesidir. Bir çocuğun kendisini ispat etmesinin yolunu şiddette araması, üzerinde uzun uzun düşünmemiz gereken bir toplumsal meseledir.

Peki çocuklarımız neden şiddeti bir güç ve kendini ispatlama aracı olarak görmeye başladı?

Bana göre bunun tek bir sebebi yok. Çocuklarımızın dünyasına giren sosyal medya içeriklerinin etkisi yadsınamaz. Birkaç saniyelik videolarla öfkenin, kavganın, tehditkâr davranışların ve güç gösterisinin milyonlarca kişiye ulaşabildiği bir çağda yaşıyoruz. Çocuk, gördüğü her şeyi sorgulayacak yaşta olmayabiliyor. Bazen bir davranışın yanlış olduğunu değil, çok izlendiği için doğru ve değerli olduğunu düşünebiliyor.

Bunun yanında izlediğimiz dizilerin ve filmlerin çocukların dünyası üzerindeki etkisini de görmezden gelemeyiz. Elbette her yapımın çocuklarımız üzerindeki etkisini aynı kefeye koyamayız. Ancak geçmişte çocukluğumuzun dünyasında Hababam Sınıfı'nın saf, yaramaz ama masum öğrencileri vardı. Bugün ise birçok yapımda çeteler, silahlar, intikam, güç gösterileri ve şiddet daha görünür hâle geldi. Çocukların dünyası da bundan bağımsız değil.

Bir başka önemli mesele ise evlerimiz.

Bir çocuğun kolaylıkla ulaşabileceği yerde silah bulunması, bana göre üzerinde özellikle durmamız gereken bir güvenlik sorunudur. Çocuğumuza “sakın dokunma” demek her zaman yeterli değildir. Çünkü merak, öfke, arkadaş baskısı ya da bir anlık düşüncesizlik, geri dönüşü olmayan sonuçlara yol açabilir. Evlerimizde çocukların güvenliği konusunda daha büyük bir sorumluluk taşımamız gerekiyor.

Ama bütün çocukları aynı kefeye koyamayız.

Bazı çocuklarımız var ki şiddeti seçtikleri için değil, şiddetin içerisinde büyüdükleri için yaralılar. Aile içi şiddete tanık olan, kendisini değersiz hisseden, ilgi görmeyen, umudunu kaybeden çocuklar… Belki de okulda gösterdiği öfkenin arkasında bizim hiç görmediğimiz bir hikâye var.

Bir de bunun tam karşısında, çocuğunu hayatın merkezine koyan ve dünyanın yalnızca kendi çocuğunun etrafında dönmesi gerektiğini düşünen anlayış var. Çocuğunun her davranışını savunan, yaptığı yanlışı görmek istemeyen, öğretmeni çocuğuna karşı bir tehdit gibi gören yaklaşımlar, eğitim ortamını giderek daha zor hâle getiriyor.

Çünkü öğretmen artık bazı durumlarda eğitimin rehberi değil, yalnızca bir araç olarak görülüyor.

Oysa öğretmen de insan. Öğretmenin görevi çocuğu sevmek, eğitmek, yol göstermek ve gerektiğinde yanlışını söyleyebilmektir. Bir öğretmen öğrencisine “Bu davranış yanlış.” dediğinde karşısında öfkeyle duran bir veli değil, çocuğunun gelişimini önemseyen bir aile görmek ister.

Peki ne yapmalıyız?

Bence çözüm yalnızca okul kapısına güvenlik görevlisi koymak ya da olay yaşandıktan sonra cezayı artırmak değildir. Elbette okullarımızın fiziksel güvenliği güçlendirilmeli, şiddet olaylarına karşı caydırıcı ve etkili tedbirler alınmalıdır. Ancak asıl mücadele şiddet okula gelmeden başlamalıdır.

Aileler çocuklarının dijital dünyasını takip etmeli, evde silah ve benzeri tehlikeli araçların güvenliğini sağlamalıdır. Okullarda rehberlik ve psikososyal destek mekanizmaları güçlendirilmelidir. Şiddet davranışı gösteren çocuk yalnızca cezalandırılmamalı; o davranışın arkasındaki neden de araştırılmalıdır. Öğretmen, veli ve okul yönetimi birbirinin karşısında değil, aynı tarafında olmalıdır.

Ve belki de en önemlisi, çocuklarımıza gücün başkasını korkutmak değil, kendini kontrol edebilmek olduğunu öğretmeliyiz.

Ben bir öğretmenim. Okulun kapısından içeri giren çocukların ellerinde silah, gözlerinde öfke ve yüreklerinde korku görmek istemiyorum. Ellerinde kitap, yüzlerinde merak ve geleceklerine dair umut görmek istiyorum.

Çünkü okul yalnızca ders anlatılan bir bina değildir.

Okul, çocuğun hayata hazırlandığı yerdir. Eğer şiddeti okulun kapısında durduramazsak, aslında yalnızca okullarımızı değil, geleceğimizi de kaybetme riskiyle karşı karşıya kalırız.